TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN 100 YILI!
Yerel Haberci
Hava Durumu
Arşiv
Gazete Manşetleri
RSS Beslemeleri
Linkler
// echo $giris_bas;
AnaSayfam Yap
Sık Kullanlanlara Ekle
Bize Ulaşın
Ana Sayfa
Foto Galeri
Video Galeri
Linkler
YH DERGİ KAPAKLARI

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN 100 YILI!

Facebook'ta paylaş
29 Ekim 1923’te Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kurulan ve Türkiye Cumhuriyeti, laik, sosyal ve hukuk devleti olarak 100’üncü yılını geride bırakırken, ikinci yüzyılına da ilk adımını atıyor.
28/10/2023 , 12:30:57

29 Ekim 1923’te Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kurulan ve Türkiye Cumhuriyeti, laik, sosyal ve hukuk devleti olarak 100’üncü yılını geride bırakırken, ikinci yüzyılına da ilk adımını atıyor. Cumhuriyetin ikinci ve üçüncü kuşakları tarihi süreçte Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yaşına da tanıklık ettiler. Peki bu 100 yıllık süreçte neler yaşandı kronolojik olarak kısaca özetlemeye ne dersiniz? Cevabınız ‘evet’ ise sizi derlediğimiz bilgilerle baş başa bırakıyoruz!

 

     100 yıllık süreçte Türkiye Cumhuriyeti nelere tanıklık ettiğine geçmeden önce kısa bir ön giriş yapmakta yarar var.

     3 Kasım 1839’da Osmanlı İmparatorluğu’nun 31. Padişahı Sultan Abdülmecit’in tahta olduğu dönemde O’nun Hariciye Nazırı (Dış İşleri Bakanı) Koca Mustafa Reşit Paşa tarafından Gülhane Parkı’nda okunan Hatt-ı Şerifi (Padişah Yazısı) ile ilan olmuş bulunan Tanzimat Fermanı Osmanlı toplum yaşantısında önemli bir devri de aralamış bulunuyordu. Toplum yaşantısını daha özgürlükçü bir yapıya evrilmesini içeren yeni düzenlemelerin ardından 23 Aralık 1876’da 1. Meşrutiyet’in ilanı izledi. Sultan Abdülaziz’in ardından tahta gelen Sultan Abdülhamit döneminde Osmanlı İmparatorluğu ilan edilmiş olunan Anayasal Monarşi rejimiyle yönetilmeye başlandı. Bu yeni rejimde Kanun-ı Esasi (Anayasa) da yürütme organı Padişah’a ait olurken yasama organı ise Meclis-i Umumi’dir. (Yani Padişah tarafından oluşan Meclis-i Mebusan bir başka deyişle İstanbul Meclisi’dir.) Yeni rejimin işleyişi ise iki yıl sürmüştür. Osmanlı-Rus Savaşı’nda mağlubiyetin ardından Sultan Abdülhamit tarafından 1876’da ilan edilen Anayasal Monarşi rejimi (1.Meşrutiyet) daha sonra 1878’de Meclis-i Mebusan kapatılmak suretiyle sonlandırılmıştır. Tarihin ilginç akışı içerisinde Sultan Abdülhamit 2. Meşrutiyeti’de ilan eden padişah olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından İtilaf Devletleri’yle imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması sonrasında 13 Kasım 1918’de İstanbul galip devletler tarafından işgal edildi. 11 Nisan 1920 tarihinde ise Meclis-i Mebusan kapatılmak suretiyle hükmi şahsiyeti sonlandırıldı. Osmanlı Devleti’nin 1876’da ilan ettiği Anayasal Monarşi sistemi 1878’de 30 yıllık bir kesintiye uğramış, 1908’de yeniden ilan edilmesinin ardından 12 yıl (toplam 14 yıl) yürürlükte kalmış bir dönem rejimi olarak Osmanlı tarihindeki yerini almıştır.

     15 Mayıs 1919’da İtilaf Devletleri’nin yönlendirmesi ve desteği ile İzmir’i işgal eden Yunanistan Krallığı, Birinci Dünya Savaşı’nın altında kalmış ve gerek fiziki gerek manevi açıdan yıkılmış bir toplumun toparlanarak yeni bir devlet oluşturabileceği gerçeğinden hayli uzaktı. Küçük Asya’yı da içine alarak Trakya ile birlikte Megali İdea (Yeni bir Bizans İmparatorluğu) kurma hedefi elbette tutmayacaktı.

     19 Mayıs 1919’da beraberinde bir avuç vatanseverle Samsun’a çıkan Mustafa Kemal (Ataürk) ve silah arkadaşları üç yıl sürecek bir Milli Mücadele başlattı. Anadolu’da (ilk adıyla) Büyük Millet Meclisi’ni oluşturmak için çabalayan Mustafa Kemal ve silah arkadaşları Erzurum ve Sivas kongreleri ile harekete geçirdikleri bir milleti şimdi Ankara’da toplayacaktı. Mustafa Kemal’İn tüm illere (livalara) ve kolordu komutanlıklarına yolladığı telgrafla o yöreden halkın seçtiği 5 kişinin Ankara’ya gönderilmesini tebliğ (emir) etmiştir. Seçilmiş halkın temsilcileriyle, kapatılan son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ından üyelerle birlikte Büyük Millet Meclisi 437 üyeden oluşmuştur. İlk anda bu üyelerden ancak 115 mebus (milletvekili) meclis açılışında bulunabilmiştir.

      20 Nisan 1920’de Ankara’da açılan (Türkiye) Büyük Millet Meclisi başkanlığı görevine oybirliği ile Mustafa Kemal (Atatürk) seçilirken, bundan sonraki süreçte Egemenliğin Kayıtsız ve Şartsız Milletin olacaktır. Dönemin ifadesiyle “Hakimiyet bilâ kayd-u şart Milletindir.”

     Mondros Mütarekesiyle tüm orduları dağıtılan ve silahları toplanan bir millet şimdi Büyük Millet Meclisi tarafından oluşturulacak milli bir ordunun oluşturabilmek için tüm insanından kara sabanındaki öküzüne kadar tüm kaynaklarını seferber etmişti. Önce Birinci ve İkinci İnönü (Eskişehir’de bir ilçenin adı) Meydan Muharebelerini kazanan Batı Cephesi Birlikleri Büyük Millet Meclisi’nde oluşan umutsuzluk havasının dağılmasına yol açtı. Şimdi sıra Büyük Taarruz ile Kurtuluş Savaşı’nın Zafer ile sonuçlanmasına gelmişti. (Türkiye) Büyük Millet Meclisi’nden aldığı yetki ile tüm birliklerini o büyük güne hazırlamak Başkumandan Mustafa Kemal’in (Atatürk’ün) yetki ve sorumluluğundaydı. (6 Ağustos 1921.) Bir yıl süren Büyük Taarruz öncesi hazırlığın savaş stratejisini ortaya koyan Mustafa Kemal (Atatürk) Afyonkarahisar’daki Kocatepe’deki karargahından emrindeki ordulara şu emri tebliğ ediyordu: Hattı müdafaa yoktur. Sathı müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır! (26 Ağustos 1922)     

     26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz 30 Ağustos 1922’de (Türkiye) Büyük Millet Meclisi Ordularının Zaferi ile sonuçlandı. 9 Eylül 1922’de İzmir’e giren Atlı Süvari Birlikleri şehirdeki işgali sürdürmek isteyen Yunan Ordusu ile sokak çatışmalarına girişti. Belkahve’de İzmir’i izleyen Mustafa Kemal emrindeki birliklerin bir bölümünü İzmir’in merkezine diğerlerini şehrin kuzeyine yönlendirdi. İzmir’e Bornova ve Tepeköy üzerinden giren Türk Orduları şehrin doğu, kuzey ve güney yönünden Punto’ya (Alsancak’a) ve Konak’a doğru ilerledi. Atlı Süvari’lerden bir grup çatışmaların arasında Hükümet Konağı’na, diğer bir grup şehrin hakim tepesi Kadifekale’ye girerek göndere Türk Bayrağı çekti. Türk orduları psikolojik üstünlüğü ele geçirirken işgalci Yunan orduları dağılmıştı. Bir kısmı sokak çatışmalarını sürdürürken Aydın üzerinden geriye çekilen Yunan Birlikleri trenlerle Punto üzerinden kaçmanın derdindeydi. İzmir Körfezi’ne demirlemiş İngiliz donanması olanı biteni şaşkınlıkla izlerken, kaçan Yunan biriliklerinden ve yöre halkından bir kısmının kayıklarla donanmaya sığınma çabasını kayıtsız ve müdahalesiz izlemekle yetiniyordu. Kaçan Yunan Ordusu İzmir açıklarında bulunan Yunan donanmasına ulaşabilmek uğruna şehrin güney batısındaki dağlık bölgelerden Seferihisar, Urla üzerinden çekilmeye çalışıyorlardı. İzmir’in işgali 9 Eylül 1922 akşamı son bulmuştu. Ertesi günü İzmir’e gelen Başkumandan ve (Türkiye) Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal (Atatürk) ayağının tozu ile şehirde oluşturduğu karargahta İzmir Körfezi’nde demirleyen İngiliz Donanması Komutanı’na yolladığı ültimatomla derhal İzmir Körfezini terk etmesini istiyordu. Mustafa Kemal’in ültimatomu karşısında sinirlenen amiral donanmasıyla birlikte şehri topa tutmak üstlerinden için izin talep ediyordu. Marmara’yı ve İstanbul’daki birliklerini tehlikeye atmak istemeyen İngilizler Mudanya’nın gerisine çekilmeleri öncesinde İzmir’de Türk Ordusu ile yeni bir çatışmaya girişmeyi göz önüne alamıyordu. İngilizlerin geri çekilme taktiğini öncesinde gören Mustafa Kemal İngiliz Amiral’in olası tepkisini önemsememişti. Nitekim Amiral üstlerinden aldığı emirle İzmir Körfezi’ni terk etmek zorunda kaldı.

     Büyük Taarruzun Türk Ordusu’nun Zafer’i ile sonuçlanması, ardından İzmir’in Yunan işgalinden kurtarılması ile birlikte İtilaf Devletleri (Türkiye) Büyük Millet Meclisi’ne ateşkes antlaşması yapmayı önerdi. 3 Ekim 1922’de Bursa’nın Mudanya ilçesinde imzalanan ateşkes anlaşması ile birlikte (19 Mayıs 1919’da başlayan Milli Mücadele ve) Türk Kurutuluş Savaşı sona erdi. Bu anlaşmaya göre Türk, Yunan birlikleri arasında çatışma sonlandı ve Yunan askerleri Trakya’dan Meriç’in gerisine çekildi.

     Türk Kurtuluş Savaşı’nın hemen ardından barış anlaşmasının imzalanmasına kadar taraflar arasında ateşkes (saldırmazlık) anlaşmasına tüm kurallarıyla sadık kaldı. Yunanistan’ın ısrarlı talebi üzerine Anadolu’daki Rum azınlığın can güvenliğinin sağlanması için Türkiye ile Nüfus Mübadelesi (Nüfus Değişimi) anlaşması imzalandı. (30 Ocak 1923.) Mübadelenin imzalanmasının ardından belirli bir takvim çerçevesinde Anadolu’da yaşayan 1 milyon 200 bin Rum Yunanistan’a göç etti. Aynı şekilde 500 bin civarında Yunanistan’da yaşayan Türk Türkiye’ye göç etti.

     Kurtuluş Savaşı’nı kazanan ve (Türkiye) Büyük Millet Meclisi eliyle Hakimiyeti Kayıtsız eline alan Türk Milleti, Bin Yıllık tarihinde kuracağı 16’ncı devleti için yeni bir süreci hazırlamaktaydı. Kurtuluş Savaşı’nda ve (24 Temmuz 1923’te imzalanacak) Lozan Antlaşması sürecine kadar Meclis Hükümeti sistemiyle yönetilmekteydi. Meclis başkanı ve mecliste yapılan oylamalarla atanan milletvekillerinin oluşturduğu Bakanlar Kurulu ile yönetilen yeni rejim yeni bir süreci devreye sokmak için 1 Nisan 1923 tarihinde seçim kararı almış ve 16 Nisan’da çalışmalarına son vermiştir. 2023 Haziran ve Temmuz aylarında yapılan seçimlerle (Türkiye) Büyük Millet Meclisi yeni milletvekilleriyle yeniden açılmıştır. Yeni rejimin ilk partisi 9 Eylül 1923’te kurulan Halk Fırkası (HF) olmuştur. (Türkiye) Büyük Millet Meclisi’nde Tek Partili sistemin ilk başlangıcı olan İkinci Meclis’te milletvekilleri “Basit dereceli, çoğunluk sistemi” esası ile seçilmiş olup, Birinci Meclisi oluşturan Anadolu Müdafaa-i Hukuk ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin(sonrasında birleşen Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin) milletvekilleri Meclis Başkanı Mustafa Kemal (Atatürk’ün) önerisiyle Halk Fırkası’nı (Partisi’ni) oluşturmuşlardır.

     Lozan Antlaşması’ndaki görüşmeler sırasında tarihi tutanaklarda yeni rejim Türk Devleti olarak tanımlanmaktaydı. Toprak ve sınırları Lozan Barış Anlaşması ile belirlenen yeni Türk Devleti’nin tarihi yolculuğunda sıra yeni bir rejim sürecinin ortaya konulmasına gelmişti. 29 Ekim 1923 tarihinde toplanan Büyük Millet Meclisi, Meclis Başkanı Mustafa Kemal’in (Atatürk’ün) önerisi sonrasında hazırlanan ve 1921 Anayasası’nda yapılan değişiklik önergesi sonrasında Türkiye Devleti’nin yönetim şeklinin Cumhuriyet olarak kabul edildiği tüm dünyaya ilan edildi. Oturuma katılan 158 milletvekilinin oybirliği ile Cumhuriyet rejimi kabul edildi. Yapılan oylama sonucunda Mustafa Kemal (Atatürk) Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı seçildi. Büyük Millet Meclisi adının başına Türkiye ibaresini alarak Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) adını aldı. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk) İsmet Paşayı (İnönü’yü) Başvekil (Başbakan) olarak T.C. Birinci Hükümeti’ni kurmakla görevlendirdi. İsmet Paşa’nın kurduğu 1.Hükümet 30 Ekim 1923 tarihinde TBMM’den güvenoyu alarak çalışmalarına başladı. İsmet Paşa Başvekilliğin yanı sıra Dış İşleri Bakanlığı görevini de üstlendi. Birinci Hükümet’te Mustafa Fevzi (Sarhan) Diyanet İşleri Bakanı, Seyit Bey Adalet Bakanı, Fevzi Paşa (Çakmak) Genelkurmay Vekili, Kazım Paşa (Özalp) Milli Savunma Bakanı, Ahmet Ferik Bey (Tek) İçişleri Bakanı, Hasan Fehmi Bey (Ataç) Maliye Bakanı, İsmail Sefa Bey (Özler) Milli Eğitim Bakanı, Mustafa Bey (Necati) İmar ve İskan Bakanı, Ahmet Muhtar Bey (Cilli) Bayındırlık Vekili, Refik Bey (Saydam) Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı ve Hasan Bey (Saka) Ticaret Bakanı oldu.

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NDE 12 CUMHURBAŞKANI GÖREV YAPTI

 

     29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte cumhurbaşkanı seçimleri dönemsel farklılıklar gösterse de 1921, 1924, 1961 ve son olarak 1982 anayasalarında cumhurbaşkanın varlığı korunmuştur. Türkiye Cumhuriyeti anayasalarının belki de tek ortak özelliği Devletin ve Cumhuriyetin varlığını seçilmiş Cumhurbaşkanı temsil etmektedir.

     1921 anayasasının değişen maddesi uyarınca Türkiye’nin yönetim şekli Cumhuriyet’ tir. “Türk Bayrağı şekli kanuna göre belirlenen beyaz ay yıldızlı al bayraktır.“ Başkenti Ankara’dır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni Cumhurbaşkanı temsil eder.

     1921, 1924 ve 1982 anayasalarına göre Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki milletvekilleri tarafından seçilir. (1982 anayasasındaki ilgili hüküm 2007 yılında TBMM’de yapılan anayasa değişikliği sonrasında referandumunda da kabul edilerek cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine karar verilmiştir.)

     Cumhuriyetin ilanından sonra dörder yıllık dönemler içinde (1923-1927-1931-1935) TBMM’de 4 kez yapılan cumhurbaşkanı seçiminde Mustafa Kemal Atatürk cumhurbaşkanı seçilmiştir. (1923’ten 1961 yılına kadar cumhurbaşkanlarının seçiminde dönem sayısı kısıtlaması uygulanmamıştır. 1961 anayasasında cumhurbaşkanı seçilme esası aynen korunsa da görev süresi 7 yıl ile sınırlanmıştır. Bir kişi en çok bir kez cumhurbaşkanı seçilebilecektir. 1982 anayasasında da seçilme esası ve görev süresi aynen korunmuştur. 2007 yılında yapılan ve referandumda kabul edilen değişiklikle cumhurbaşkanın doğrudan halk tarafından seçilmesi, görev süresinin 5 yıl olması ve bir kişinin en çok 2 kere seçilmesi anayasa hükmü getirilmiştir.)

     10 Kasım 1938’de Atatürk’ün vefat etmesi sonrasında 11 Kasım 1938 tarihinde TBMM’de yapılan tarihi oylamada İsmet İnönü Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı seçilmiştir.

      İsmet İnönü 1938 (Atatürk’ün görev süresini tamamlama)-1939-1943 ve 1946 olmak üzere 3 kez TBMM tarafından cumhurbaşkanı seçilmiştir.

     1946 seçimleriyle birlikte çok partili demokratik hayata geçen Türkiye’de 1950 seçiminde Celal Bayar’ın kurduğu Demokrat Parti TBMM’de salt çoğunluğu ve fazlasını elde etmesi cumhurbaşkanı seçimine de yansımıştır. Celal Bayar 1950-1954 ve 1957  olmak üzere TBMM tarafından 3 kez cumhurbaşkanı seçilmiştir. Bayar Türkiye’nin 3.Cumhurbaşkanı olarak tarihteki yerini almıştır.

     27 Mayıs 1960 tarihinde dönemin kuvvet komutanlarının ülke yönetimine el koyması ile birlikte yürürlükte bulunan 1924 anayasası ortadan kaldırılmıştır. TBMM kapatılmıştır. Yönetime el koyan askerler ülke yönetimini Milli Birlik Koonseyi (MBK) üzerinden yürütürken devlet başkanı olarak emekli orgeneral Cemal Gürsel’i atamışlardır. MBK kararı uyarınca 6 Ocak 1961’de Sıddık Sami Onar’ın başkanlığında yeni bir anayasa metni hazırlamaları için 6 Ocak 1961’de Sıddık Sami Onar’ın başkanlığında Kurucu Meclisi oluşturmuştur. Kurucu meclisin yaptığı anayasa referanduma sunulmuş ve kabul edilmiştir.

     Yeni anayasa gereği 15 Ekim 1961 yılında yapılan seçimlerde TBMM yeniden açılmış ve 16 Ekim 1961 günü yapılan seçimlerde Cemal Gürsel Türkiye’nin 4. Cumhurbaşkanı seçilmiştir.

     1961 seçimleri ile birlikte cumhurbaşkanlarının emekli genelkurmay başkanlarından seçilmesi TBMM’de zaman zaman rahatsızlık yaratmış olsa da fiili bir gelenek oluşmuştur. Fiili geleneği getirdiği meclis üzerinde askeri baskıları da arttırmıştır. Militarist ağırlık 1966 seçiminde ve askeri darbe ile sonuçlanan 12 Eylül 1980’de etkisini gün yüzüne çıkarmıştır.

     1965 seçiminde büyük başarı elde eden AP lideri Süleyman Demirel sağlık sebebi ile görevinden azledilen Cemal Gürsel’in yerine dönemin genelkurmay başkanı Cevdet Sunay’ı tercih etmiştir. 1966 yılında gerçekleştirilen cumhurbaşkanı seçiminde AP grubunun önerisiyle Cevdet Sunay TBMM’de yapılan oylamam sonucu Türkiye’nin 5.Cumhurbaşkanı seçildi.

     Sunay’ın görevi 1973 yılında sona erirken yerine bu kez emekli oramiral Fahri Korutürk bu makama seçilecektir. CHP başta olmak üzere diğer gruplar tarafından aday olarak desteklenen Fahri Korutürk TBMM’de yapılan oylamam sonucu Türkiye’nin 6.Cumhurbaşkanı seçildi.

     Korutürk’ün görev süresi 1980 yılının 6 Nisan’ında sona ermiş ancak TBMM’de parti grupları arasında gerekli uzlaşı sağlanamadığı için yeni cumhurbaşkanı seçimi henüz seçilememişti. 22 Mart 1980 tarihinde başlayan cumhurbaşkanı seçimi turlarından sonuç alınamadı. İktidardaki AP azınlık hükümetinin başbakanı Demirel yeni cumhurbaşkanı olarak meclis başkanı ve dış işleri eski bakanı İhsan Çağlayangil üzerinde ısrar etse de bu duruma mecliste en çok sandalye sahibi olsa da ana muhalefet konumundaki CHP sıcak bakmıyordu. CHP lideri Ecevit Türk Hava Kuvvetleri eski komutanı Muhsin Batur’u cumhurbaşkanı adayı gösterse de iki partinin adayı TBMM’de cumhurbaşkanı seçilebilme sayısını ulaşamıyordu. AP lideri Demirel Ecevit’e oranla yeni cumhurbaşkanı seçimini zamana yayma stratejisi uyguluyordu. TBMM başkanı sıfatıyla Çağlayangil’in cumhurbaşkanlığına vekalet ediyor olması Demirel’in elini güçlendiriyordu. Ecevit ise katıldığı bir toplantıda CHP ve AP’nin birlikte koalisyon hükümeti kurmasını ve cumhurbaşkanı adayını ortak olarak belirlemesini öneriyordu. Ecevit’i o tarihlerde söylediği bir söz ileriki dönemlerde rejimi bekleyen tehlikeyi adeta haber veriyordu; “Tribündekiler sahaya inmez ise korkarım bir gün hakem maçı tatil edebilir!”

     Nitekim NATO genelkurmay başkanları toplantısı için yurt dışında bulunan dönemin genelkurmay başkanı Orgeneral Kenan Evren dönüş yolunda gazetecilere verdiği demeç dikkat çekiciydi. “Bana orada soruyorlar yeni cumhurbaşkanı kim olacak diye! Onlara bir şey söyleyemiyorum. Türkiye bir an önce yeni cumhurbaşkanını belirlemeli.”

     Sonraki süreçte anlaşılacağı üzere Evren’in o gün gazetecilere olan demeci aslında kendisini tarif etmek başka bir şey değildi.

     12 Eylül 1980 tarihinde Türkiye’de askeri darbe yapan Kenan Evren ve dönemin kuvvet komutanları ülke yönetimine el koyduklarını dünyaya ilan ediyorlardı. Evren’in sonraki yıllarda yapacağı açıklamalardan da anlaşılacağı üzere darbeyi bir yıl önceden planlamışlar ve şartların olgunlaşmasını (!) beklemişlerdi. Yönetime el koyan askerler tıpkı 1960’taki darbeciler gibi önce yürürlükteki 1961 anayasasını ortadan kaldırmışlardı. Tüm siyasi partileri kapatan askeri komuta heyeti (Milli Güvenlik Kurulu) parti genel başkanlarını derdest ederek cezaevine koymuşlar ve 10 yıl siyasi yasak getirmişlerdi. Sendikalar ve dernekler kapatılırken ülkede grev ve lokavtlar yasaklanmıştı. Askerler Türkiye’de demokrasiyi yeniden rayına oturtmak gibi amaçlarının olduğunu ifade etseler de gerçek bunun tam tersiydi. 1946’da çok partili demokratik hayata geçen Türkiye her sorununu demokratik seçimler ve demokratik yollardan gelen hükümetler eliyle çözme gayretinin üzerinden tanklar geçmişti. Adeta üzerilerinden silindir gibi geçilen siyasi partiler ve kadroların bir daha kendilerini toparlamaları imkansızdı. Anayasa profesörü Orhan Aldıkaçtı’ya yeni anayasa metni hazırlatan MGK metin üzerinde kendilerine özgü değişiklik yapmışlardı. Buna göre 7 Kasım 1982’de referanduma sunulacak yeni anayasa metnine konulan geçici bir madde ile Kenan Evren’in ayrı bir seçime katılmaksızın cumhurbaşkanı seçilmesinin önü açıldı. 1982 anayasasının referandumda kabulü ile birlikte Kenan Evren doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’nin 7.Cumhurbaşkanı seçildi.

     9 Kasım 1989 tarihinde görev süresi sona erecek olan Evren’in yerine gelecek isim TBMM’nin 31 Ekim 1989 günü belli oldu. TBMM’de en çok oya sahip dönemin başbakanı ve Anavatan Partisi (ANAP’ın) lideri Turgut Özal partisi tarafından cumhurbaşkanı adayı gösterildi. Dönemin parti liderleri (Sosyal Demokrat Halkçı Parti lideri Erdal İnönü ve Doğru Yol Partisi lideri Süleyman Demirel) Özal’ın adaylığına karşı çıksalar da sonuç değişmedi. Turgut Özal TBMM’de yapılan oylama ile Türkiye Cumhuriyeti’nin 8.Cumhurbaşkanı seçildi.     

     Türki Cumhuriyetlere yaptığı dış gezi sonrası Çankaya Köşkü’nde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat eden Özal görev süresini tamamlayamadı (17 Nisan 1993). Özal’ın ölümünden sonra 16 Mayıs’ta toplanan TBMM yeni cumhurbaşkanı seçimin seçimini gerçekleştirdi. Hükümette bulunan DYP-SHP koalisyon hükümetinin başbakanı Demirel her iki parti tarafından ortak aday gösterildi. TBMM’de yapılan oylama sonucunda Süleyman Demirel Türkiye Cumhuriyeti’nin 9.Cumhurbaşkanı seçildi.    

     2000 yılı Mayıs ayında görev süresi son bulacak olan Demirel’in bir kez daha aday olmasının önü açılmak için anayasa değişikliğine gidilmek istendi. Dönemin DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti liderleri (Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli, Mesut Yılmaz) anayasa değişikliğinin geçmesi için TBMM’de sürdürdükleri çaba sonuçsuz kaldı. Bunun üzerine Başbakan Ecevit’in önerisiyle Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer’e cumhurbaşkanlığı teklifi götürüldü. Sezer’in diğer parti liderlerinin de onayı olması durumunda teklife sıcak baktığını ifade etti. Koalisyon hükümeti ortaklarının yanı sıra muhalefetteki DYP lideri Tansu Çiller ve Fazilet Partisi genel başkanı Recai Kutan yaptıkları açıklama ile Sezer’i olan desteklerini dile getirdiler. 5 Mayıs 2000 tarihinde TBMM’de yapılan oylama sonucunda Ahmet Necdet Sezer Türkiye Cumhuriyeti’nin 10.Cumhurbaşkanı seçildi. 

     Sezer’in görev süresi 2007 yılı Mayıs ayında sona erecek olsa da TBMM’de 27 Nisan 2007 tarihinde yapılan cumhurbaşkanı seçimi Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildi. 367 krizi olarak siyasi tarihe geçecek oylama sonrasında iktidar partisi konumundaki Adalet ve Kalkınma Partisi (Ak Parti) erken seçim kararı aldı. 22 Temmuz 2007 seçimleri sonrasında yeniden toplanan TBMM’yi bekleyen ana gündem maddesi yeni cumhurbaşkanının seçimiydi. Partisinin grup toplantısında konuşan Ak Parti lideri ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı adayını şu sözlerle açıklamıştı; “Cumhurbaşkanı adayımız Abdullah Gül kardeşimizdir.” Erdoğan’ın işaret ettiği isim; kendisinin siyasi yasaklı olduğu 2002 yılında partisinin Kayseri milletvekilliği ve başbakanlığını üstlendiği ve kendisinin siyasi yasağının anayasa değişikliği sonrasında kaldırılmasının ardından dış işleri bakanı Abdullah Gül’dü.

     28 Ağustos 2007 tarihinde TBMM’de yapılan oylama sonucunda Abdullah Gül Türkiye Cumhuriyeti’nin 10.Cumhurbaşkanı seçildi. 

      Gül’ün görev süresi dolmasının ardından, 21 Ekim 2007 tarihinde yapılan anayasa değişikliğinin referandumda kabulünün ardından 10 Ağustos 2014’te ve sonraki yapılacak tüm seçimlerde cumhurbaşkanının doğrudan halkın oylarıyla seçilmesi dönemine geçildi.

      10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanı Seçimini Ak Parti lideri ve başbakan Erdoğan ilk turda kazandı. Yapılan bu seçimle birlikte (oyların yüzde 51,79’unu alan) Recep Tayyip Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti’nin 10.Cumhurbaşkanı seçildi. 

      15 Temmuz 2016 tarihinde Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) tarafından gerçekleştirmeye çalışılan darbe girişimi; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halkı sokağa çıkmaya ve demokrasiye sahip çıkmaya çağrısı sonrasında sonuçsuz kaldı. Hain darbe girişiminin savuşturulması sonrasında MHP lideri Devlet Bahçe’nin yapılacak anayasa değişikliği ile tüm icra (hükümet etme) yetkisinin cumhurbaşkanı üzerinde toplanması önerisi mecliste sayısal çoğunluğu elinde bulunduran iktidardaki Ak Parti tarafından da kabul gördü. Ana muhalefet partisi CHP’nin karşı oyuna rağmen söz konusu anaya değişikliği TBMM’de kabul edilerek söz konusu anayasa değişikliği teklifi referanduma götürüldü. 16 Nisan 2017’de tarihinde yapılan referandumda söz konusu anayasa değişikliği teklifi 48,59’un Hayır oyuna karşılık yüzde 51,41 Evet oyu ile kabul edildi.

      24 Haziran 2018 tarihinde yapılan seçimle birlikte Türkiye 1923’ten 24 Haziran 2018’e kadar uyguladığı iki dereceli TBMM Hükümet Sistemi sona erdi. Yeni dönemde Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’ne geçildi. Cumhurbaşkanı’nın doğrudan halktan aldığı yetkiyle icra yetkisini kullanırken yasama yetkisi ise TBMM’de tarafından kullanılmaya başlandı. 5 yıllık dönemler halinde yapılacak seçimde bir kişi en çok iki kez cumhurbaşkanı seçilebilecek.

     24 Haziran 2018 tarihinde yapılan seçimle birlikte (ilk turda oyların yüzde 52,59’unun alan) Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni sistemin ilk cumhurbaşkanı seçildi.

     Erdoğan 28 Mayıs 2023 tarihinde yapılan cumhurbaşkanı seçiminin ikinci tur oylamasında oyların 52,18’ini alarak yeni sitemde ikinci kez cumhurbaşkanı seçildi.  

    Türkiye’nin cumhurbaşkanları kronolojisi: 1-) Mustafa Kemal Atatürk / Kurucu Cumhurbaşkanı: 29 Ekim 1923-10 Kasım 1938 (Vefat)2-) İsmet İnönü / İlk Başbakan: 11 Kasım 1938-22 Mayıs 1950 (1950 Seçim sonrası.) 3-) Celal Bayar: 22 Mayıs 1950-27 Mayıs 1960 (Askeri darbenin ardından) 4-) Cemal Gürsel / 27 Mayıs 1960 Askeri Darbe Lideri: 27 Mayıs 1960-28 Mart 1966 (TBMM kararı ile azil) 5-) Cevdet Sunay / Emekli orgeneral:  28 Mart 1966-28 Mart 1973 (Anayasal görev süresinin sonlanması) 6-) Fahri Korutürk / Emekli oramiral: 6 Nisan 1973-6 Nisan 1980 (Anayasal görev süresinin sonlanması) 7- )Kenan Evrem / 12 Eylül 1980 Askeri Darbe Lideri: 12 Eylül 1980-9 Kasım 1989 (Anayasal görev süresinin sonlanması) 8-) Turgut Özal / Bürokrat / Başbakan: 9 Kasım 1989-17 Nisan 1993 (Vefat) 9-) Süleyman Demirel / Bürokrat / Başbakan: 16 Mayıs 1993-16 Mayıs 2000 (Anayasal görev süresinin sonlanması) 10-) Ahmet Necdet Sezer / Anayasa Mahkemesi Başkanı: 16 Mayıs 2000-28 Ağustos 2007 (Anayasal görev süresinin sonlanması) 11-) Abdullah Gül / Başbakan / Dış İşleri Bakanı: 28 Ağustos 2007-28 Ağustos 2014 (Anayasal görev süresinin sonlanması) 12-) Recep Tayyip Erdoğan / Başbakan: 28 Ağustos 2014-Anayasal görev süresi devam ediyor.

 

     TÜRKİYE’NİN SON 100 YILINDA 29 İSİM BAŞBAKANLIK GÖREVİNDE BULUNDU.

 

     29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde ilk başbakan (başvekil) olarak görev yapan İsmet Paşa’dır. (İsmet Paşa 1934 yılında çıkarılan Soyadı kanunu sonrasında Atatürk’ün öneriyle Kurtuluş Savaşı’nın en önemli cephe savaşındaki (Eskişehir/İnönü) zaferi nedeniyle İnönü ismini alacaktır. TBMM’in önerisi ve çıkarılan kanun ile Mustafa Kemal Paşa’da Atatürk soyadını almıştır.) İsmet İnönü’ye başbakanlık görevini veren Mustafa Kemal Atatürk sonraki dönemlerde farklı başbakanlarla da çalışmıştır. (Atatürk dönemi başvekilleri İsmet İnönü, Fethi Okyar ve Celal Bayar’dır)

     İsmet İnönü’nün ardından başvekillik görevini Celal Bayar üstlenmiştir.(Her iki tarihi kişilik Atatürk sonrasında sırasıyla cumhurbaşkanlığı görevinde de bulunacaklardır.)

    İnönü, Atatürk döneminde toplamda 13 yıl başbakanlık yaptı.

  İnönü’nün Atatürk’ün vefatının ardından cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte başvekillik görevini sırasıyla; Celal Bayar (2 yıl), Refik Saydam (3 yıl. Saydam görevi sırasında geçirdiği kalp krizi sonrasında vefat etmiştir) , Ahmet Fikri Tüzer (Saydamın vefatından sonra vekaleten bu görevi üstlenmiştir), Şükrü Saraçoğlu (4 yıl) , Recep Peker (1 yıl) , Hasan Saka (2 yıl) ve Şemsettin Günlatay (1 yıl) üstlenmişlerdir.

     Çok partili dönemde ilk iktidar değişimi ise 1950 seçiminde yaşanmıştır. 1946 seçiminin ana muhalefet partisi seçimi kazanarak cumhurbaşkanı ve başbakan değişimi gerçekleşmiştir. Demokrat Parti (DP) lideri Celal Bayar, İnönü’ün yerine cumhurbaşkanı seçildikten sora başvekillik görevine DP Aydın Milletvekili Adnan Menderes getirilmiştir. Adnan Menderes 1950, 1954 ve 1957 seçimlerinden sonrada başvekil olarak toplamda 10 yıl görev yapmıştır.

     27 Mayıs 1960 darbesinden sonra yaşanan ara dönemin ardından 1961seçimleri sonrasında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından başbakanlık görevi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri İsmet İnönü yeniden başbakan olarak görevlendirilmiştir. İnönü bu görevini 4 yıl sürdürmüştür. İnönü 13 yılı Atatürk döneminde olmak üzere toplamda 17 yıl başbakan olarak görev yapmıştır.)

     1965 seçimleriyle birlikte Türkiye’de Adalet Parti (AP) iktidar dönemleri başlamıştır. Ve bu dönemler aralıklarla da olsa 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar sürecektir.

     Seçimin ardından dönemin cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından Bağımsız Suat Hayri Ürgüplü başbakan olarak görevlendirildi. Ürgüplü bu görevini 8 ay sürdürdü. Ürgüplü’Nün ardından  AP genel başkanı Süleyman Demirel başbakan olarak görevlendirdi. Demirel bu görevini 1965, 1969 seçimleriyle birlikte 6 yıl sürdürdü. 12 Mart 1971 askeri muhtırasıyla birlikte görevinden çekildi. Demirel’in çekilmesinin ardından yerine Nihat Erim başbakan olarak görev aldı. Erim’in başbakanlık görevi 9 ay sürdü.  Erimden sonra başbakanlık görevini Ferit Melen (1 yıl) ve Naim Talu (9 ay) sürdürdü.

     1973 seçimleriyle birlikte Türkiye’de yeni bir süreç başladı. 1972 yılında İnönü’nün istifasının ardından çalışma eski bakanlarından Bülent Ecevit’in genel başkanlığında seçime giren CHP 1973 seçimleriyle birlikte birinci parti konumuna yükseldi. Dönemin cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Ecevit’i hükümeti kurmakla görevlendirdi. Ecevit’in CHP’si ile Necmettin Erbakan’ın başında bulunduğu Milli Selamet Partisi (MSP) koalisyon hükümeti kurdu. Ecevit bu koalisyon döneminde 10 ay başbakan olarak görev yaptı. Ecevit’in ardından Sadi Irmak (4 ay), AP lideri Demirel (2 yıl) başbakan olarak görev yaptı.

     1977 seçimleri bir kez daha CHP sayısal üstünlüğü ile sonuçlansa da TBMM’de tek başına hükümeti kurma sayısına erişemedi. Dönemin cumhurbaşkanı teamül gereği birinci parti genel başkanı olarak Ecevit’i hükümeti kurmakla görevlendirdi. Ecevit’in kurduğu azınlık hükümeti güvenoyu alamadan düştü. Ecevit 2 ay başbakan kaldı. Daha sonra AP lideri Demirel MSP ve MHP’nin desteğiyle hükümet kurdu. Demirel başbakan olarak bir yıl görev yaptı. Ardından Ecevit’in kurduğu ikinci azınlık hükümeti kurulsa da 11 ay görevde kalabildi. Son olarak AP lideri Demirel’in kurduğu azınlık hükümeti göreve başladı. 10 ay süren Demirel’in başbakanlığı bu kez 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle son buldu.

     12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından 1983 seçimleriyle birlikte Türkiye’de yeni bir siyasi süreç başladı. Eski partilerin hepsi kapatılırken yeni partiler kuruldu. Bu kurulan partilerden emekli korgeneral Turgut Sunalp’in kurduğu Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP), İzmir’in eski valilerinden Necdet Calp’in kurduğu Halkçı Parti (HP) ve Devlet Planlama Teşkilatı’nın eski başkanlarından ve Bülent Ulusu hükümeti döneminde başbakan yardımcısı olarak bulunan Turgut Özal’ın Anavatan Partisi (ANAP). İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü tarafından kurulan Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SODEP) askeri rejimin Milli Güvenlik Konseyi (MGK) tarafından seçime girilmesine izin verilmedi. Siyasi yasaklı olan Demirel’İn el altından kurdurduğu Büyük Türkiye Partisi’nin (BTP’nin) kuruluşu da MGK tarafından veto edildi. 6 Kasım 1983 seçimlerine girmesine müsaade edilen üç partiden (MDP, HP ve ANAP) ipi açık ara göğüsleyen Özal’ın partisi oldu. 1982 anayasasının kabulü ile birlikte otomatik olarak cumhurbaşkanı seçilen Kenan Evren’in seçim öncesi tehditkar konuşması ters tepmişti. Evren asker arkadaşı Sunalp’in MDP’sini seçmene işaret etse de sonuç rejimi elinde bulunduran MGK açısından hüsran olmuştu. ANAP seçimden birinci, HP ikinci çıkmıştı.

     Evren tarafından ANAP lideri Turgut Özal hükümeti kurmakla görevlendirildi. 1983, 1987 seçimleriyle birlikte Özal 6 yıl başbakan olarak görev yaptı.

     Özal’ın 1989 yılında cumhurbaşkanı seçilmesi sürecinde Ali Bozer 1 ay süre ile başbakanlığa vekalet etti. Ardından ANAP genel başkanlığına seçilen Yıldırım Akbulut başbakanlık görevini üstlendi. Akbulut 20 ay başbakanlık görevinde bulundu. ANAP’ın 1991 Haziran’ındaki büyük kongresinde Mesut Yılmaz genel başkan seçildi. Bunun üzerine Mesut Yılmaz 5 ay başbakanlık görevinde bulundu.

     20 Ekim 1991 tarihinde yapılan seçimlerde bu kez ANAP’ın iktidarı devrettiği seçimler oldu. Siyasi yasakların kalkmasının ardından Doğru Yol Partisi’nin (DYP’nin) genel başkanı seçilen Süleyman Demirel etkin bir muhalefet dönemi sonrası 1991 yılında partsini birinciliğe taşımıştı. DYP lideri Demirel, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) lideri Erdal İnönü ile birlikte koalisyon hükümeti protokolü imzaladı.

     Dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal, Süleyman Demirel’i hükümeti kurmakla görevlendirdi. Demirel 1980 askeri darbesiyle kaybettiği koltuğu bir kez daha seçimle yeniden elde etmişti. Demirel; 9 yıl 3 ayı 1980 öncesi AP lideri olarak olmak üzere toplam 10 yıl 9 Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak görev yaptı.

     1991’de Özal’ın vefatından sonra Türkiye’nin 9.cumhurbaşkanı seçilen Demirel’İn ardından başbakanlık görevin 1 ay Erdal İnönü vekalet etti. DYP-SHP koalisyon hükümeti protokolü gereği DYP genel başkanı seçilen Tansu Çiller başbakan olarak görev aldı.

     24 Aralık 1995 seçimleriyle birlikte Türkiye için yeni bir süreç başladı. Seçimden Necmettin Erbakan’ın genel başkan olduğu Refah Partisi (RP) birinci parti çıktı.1980 öncesinin MSP’nin yerine kurulan RP’si aldığı yüzde 21,38 ile 1995 seçiminin sürpriz partisi oldu. RP’nin bu seçim öncesinde İstanbul, Ankara gibi önemli büyük kentlerin belediye başkanlıklarını kazanmasında elbette büyük etkisi vardı. İkinci gelen parti ise ANAP ise ‘Hocanın partisinden’ sadece yüzde 1.73 puan gerisindeydi. Üçüncü gelen parti olan DYP’de birinci partinin sadece yüzde 2,2 puan gerideydi. ANAP bu seçimden yüzde 19,65 oy alırken DYP ise yüzde 19,18 oy almıştı. Buna karşın TBMM RP 158, DYP 135 ve ANAP 132 milletvekili sokmuştu. Ecevit’in Demokratik Sol Partisi (DSP) yüzde 10,74 ile 76 milletvekili; Deniz Baykal’ın genel başkanlığını üstlendiği CHP ise yüzde 10,71 ile 46 vekil çıkarabilmişti. Alpaslan Türkeş’in liderliğindeki MHP ise yüzde 8,18 oy ile yüzde 10’luk ülke barajının altında kalmıştı.

     Dönemin cumhurbaşkanı Demirel teamüllere uymaksızın, aralarında imzaladıkları protokol ile ANAP-DYP koalisyon hükümeti kurmayı amaçlayan Mesut Yılmaz’ı hükümeti kurmakla görevlendirdi. DSP lideri Ecevit’in de desteklediği ANA Yol Hükümeti 3 ay sürebildi. Burada ana muhalefet konumundaki RP’nin TBMM’ndeki muhalefeti etkin oldu.

     Yılmaz’ın istifasının ardından bu kez Erbakan’ın öneri ve Çillerin kabul etmesiyle RP, DYP arasında koalisyon protokolü imzalandı. Cumhurbaşkanı Demirel bu kez RP lideri Erbakan’ı köşke davet ederek hükümeti kurmakla görevlendirdi. Erbakan ilk başbakanlık görevini ancak 1 yıl sürdürebildi. Refah Yol hükümeti, iktidar ortağı Çiller’in ülkedeki gerilimi aza indirmek için başbakanlığın kendisine verilmesi isteğinden kaynaklanıyordu. (28 Şubat 1997’de toplanan Milli Güvenlik Kurulu’nun irtica ile mücadele kararlarının etkisi büyüktü.)  Erbakan ortağının bu isteğine ilk başta direnmiş olsa da başbakanlık değişikliğine razı olmuştu. RP ve DYP milletvekillerinin imzası ile başbakanlığın Çiller’e geçmesini talep ediyordu. Her iki parti grubunun imzasını toplayan Erbakan Çankaya Köşküne çıkarak istifasını veriyordu. Erbakan, Demirel’ istifasını sunarken yeni hükümeti kurma görevinin Çiller’e verilmesini talep etti. Erbakan’a göre bu durum seyir halindeki uçağın bir başka uçağa yakıt nakliyesi yapması gibi bir durumdu. Ancak Demirel öyle düşünmüyordu. 

     Demirel köşke Tansu Çiller’i değil, ANAP lideri Mesut Yılmaz’ı davet etti. Siyaset dünyası tüm taşların bir kez daha oynadığı bir döneme daha şahitlik edecekti. DYP’den bir biri ardına istifalar geliyordu. Hüsamettin Cindoruk istifacıların liderliğini üstlenmişti. Nitekim DYP’den ayrılan bir grup milletvekili ile birlikte Demokratik Türkiye Partisi (DTP) kuruldu. Yaşar Okuyan’ın genel başkanlığında kurulan parti yeni kurulacak ANAP, DSP ile koalisyon ortağı olacaktı.

     ANAP lideri Yılmaz’ın başbakanlığında ANA Sol D koalisyon hükümet kuruldu. Yılmaz 18 ay sürdü. Yılmaz’ın istifasının ardından Cumhurbaşkanı Demirel Ecevit’i Çankaya Köşkü’ne davet ederek hükümeti kurmakla görevlendirdi.

     Bülent Ecevit 1978 yılında CHP lideri olarak oturduğu başbakanlık koltuğuna bu kez sıfırdan kurduğu DSP lideri olarak oturacaktı. ANAP ve DYP liderlerinin birbirleri ile anlaşamaması nedeniyle başbakanlık görevi Ecevit’e nasip olmuştu. ANAP ve DYP’nin desteklediği DSP azınlık hükümeti 18 Nisan 1999’a kadar devam edecekti. Seçimden bir hafta önce Suriye’den sınır dışı edildikten sonra önce İtalya, ardından Rusya kaçan PKK terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan Türk Güvenlik Güçleri tarafından Kenya’da yakalanmıştı. Sabah saatlerinde basın toplantısı yapan Ecevit gazetecilere ve canlı yayında tüm Türkiye’ye şöyle sesleniyordu; “Değerli gazeteci arkadaşlarım, sizlere ve aziz yurttaşlarıma bir haberim var. Bu sabaha karşı saat 03.00'ten itibaren bölücü terör örgütü PKK'nın başı Abdullah Öcalan Türkiye'dedir. Dünyanın neresinde olsa devletimizin onu ele geçireceğini söylemiştik. Bu devlet sözü yerine getirildi. Şehit analarına verilen söz yerine getirildi. Bütün dünyadan dışlanan Abdullah Öcalan, sonunda kendini Türkiye'nin kucağında buldu. Yaptıklarının ve yaptırdıklarının hesabını, bağımsız Türk adaletine verecektir. Bölücü terörle Türkiye'de bir yere varılamayacağını, devletimizle baş edilemeyeceğini artık herkes anlamalıdır. 12 gündür değişik kıtalarda, ülkelerde sürdürdüğümüz yoğun ve sessiz bir izleme sonucunda yakalandı. Türkiye'de bu operasyonu bilen sadece 10 yetkili vardı. Hiçbir haber sızmadı. En küçük bir sızma olsa operasyon sonuç veremezdi. Bu operasyon Genelkurmayımız ile MİT'in tam bir uyum içinde çalışmaları sayesinde başarıldı. Kendilerine tebriklerimi ve şükranlarımı sunuyorum. Güç bir iş başarıldı. Bundan sonrası bağımsız yargının yetki alanındadır.”

     Türkiye kamuoyu bu büyük başarıyı Ecevit’e ve MHP’ye verdiği oylarla takdir edecekti.

     18 Nisan 1999 seçiminden DSP yüzde 22,18 ile birinci parti çıkarken, Devlet Bahçeli’nin genel başkanlığında MHP yüzde 17,98 ile ikinci parti çıktı. Bu partileri yüzde 15,42 ile Recai Kutan’ın genel başkan olduğu Fazilet Partisi (FP), yüzde 13,22 ile ANAP ve yüzde 12,01 ile DYP izledi. Baykal’ın liderliğindeki CHP aldığı yüzde 8,71 oy ile yüzde 10’luk ülke barajına takıldı.

     Ecevit’i bir kez daha Çankaya Köşkü’ne davet eden Demirel DSP liderini hükümeti kurmakla görevlendirdi. Ecevit MHP ve ANAP ile birlikte Üçlü Koalisyon Hükümeti’ni kurdu. Bu hükümet 3 Kasım 2002 seçimine kadar devam etti. Ecevit siyasal yaşamı boyunca 1 yıl 10 ayı 1980 öncesi olmak üzere, toplam 5 yıl 2 ay başbakanlık yaptı.

     3 Kasım 2002 yılında yapılan seçimler bir kez daha Türkiye’de yeni bir siyasi sürece kapılarını araladı.

     Kapatılan FP yerine kurulan Saadet Partisi’nde (SP’de) yaşanan büyük kongre sonrasında bu partiden ayrılan milletvekilleri Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Abgüllatüf Şener birlikte hareket ettikleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile kurdukları Adalet ve Kalkınma Partisi (Ak Parti) seçimden birinci parti çıktı. Genel başkan Erdoğan’ın aldığı siyasi yasak kararı nedeniyle milletvekili seçilemez iken partisi aldığı yüzde 34,78 ile TBMM’ne 363 milletvekili seçtirmişti. Önceki seçimde baraj altı kalan Baykal’ın liderliğinde CHP ise barajı geçen ikinci parti olmuştu. (CHP bu seçimde aldığı yüzde 19,39 oy ile TBMM’ne 178 vekil seçtirdi.) Çiller’İn DYP’si yüzde 9,54 ile, Bahçeli’nin MHP’si yüzde 8, 36 ve Cem Uzan’ın Genç Parti’si yüzde 7,25 ile baraj altı kaldı. Önceki başbakan Ecevit’in DSP’si ise yüzde 1,22 oy ile hezimet yaşadı.

     Dönemin cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer Ak Parti Kayseri Milletvekili Abdullah Gül’ü Çankaya Köşkü’ne davet ederek hükümeti kurmakla görevlendirdi. Gül bu görevini Ak Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın siyasi yasağının kaldırılması için Ak Parti ve CHP tarafından yapılan anayasa değişikliği sonrasında Siirt ara seçiminde milletvekili seçilmesine kadar sürdü. Gül’ün başbakanlığı 4 ay sürdü.

    Gül’ün istifasının ardından Cumhurbaşkanı Sezer bu kez Erdoğan’ı hükümeti kurmakla görevlendirdi. Erdoğan’ın başbakanlığı 2002, 2007 ve 2011 seçimlerinde de devam etti. 2007 yılında yapılan anayasa değişikliği sonrasında görev süresi 2014 yılında sona erecek Sezer’in yerine yeni cumhurbaşkanı doğrudan halkın oylarıyla belirlendi. 10 Ağustos 2014 yılında yapılan seçimi ilk turda kazanan Erdoğan cumhurbaşkanı seçildi.

     Erdoğan cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından kendisinden boşalan başbakanlık görevini dış işleri bakanı Ahmet Davutoğlu’na verdi. Davutoğlu 1 yıl 10 ay sürdüğü başbakanlık görevini, Binali Yıldırım’ın Ak Parti olağanüstü büyük kongresinde genel başkan seçilemesine kadar sürdürdü. Davutoğlu’nun istifasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan bu kez Yıldırım’ı hükümet kurmakla görevlendirdi. Yıldırım başbakanlık görevini 2 yıl 2 ay sürdürdü. TBMM’de yapılan anayasa değişikliğinin 16 Nisan 2017 tarihinde referandumda kabul edilmesiyle birlikte başbakanlık görevi tarihe karıştı. Türkiye 24 Haziran 2018 seçimleriyle birlikte Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’ne geçti.

 

Türkiye’nin başbakanları kronolojisi;  İsmet İnönü : 30.10. 1923-22.11.1924 / 3.3.1925-1.11.1937 / (Koalisyon) 20.11.1961- 20.02.1965; Fethi Okyar:  22.11.1924-3.3.1925 ; Celal Bayar: 1.11.1937-25.1.1939; Refik Saydam: 25.1.1939 /(8.7.1942 Vefat)  9.7.1942; Ahmet Fikri Tüzer (Vekaleten): 8.7.1942-9.7.1942;  Şürkü Saracoğlu: 9.7.1942-4.8.1946; Recep Peker: 4.8.1946-9.9.1947; Hasan Saka: 9.9.1947-16.1.1949; Şemsettin Günaltay: 16.1.1949-22.5.1950; Adnan Menderes: 22.5.1950-27.5.1960; Cemal Gürsel (Askeri cunta): 27.5.1960-27.10.1961; Fahri Özdilek (Vekaleten) : 27.10.1961-20.11.1961; Suat Hayri Ürgüplü: 20.02.1965-27.10.1965; Süleyman Demirel: 27.10.1965-26.3.1971 / Koalisyon 31.3.1975-21.6.1977 / Koalisyon 21.7.1977-5.1.1978 / Azınlık 12.11.1978-12.9.1980 / Koalisyon 20.11.1991-16.5.1993 (Cumhurbaşkanı seçildi.); Nihat Erim (Ara dönem azınlık): 26.3.1971-17.4.1972; Ferit Melen Ara dönem azınlık) : (17.4.1972-15.4.1973; Naim Talu (Ara dönem azınlık): 15.4.1973-25.1.1974; Bülent Ecevit (Koalisyon): 25.1.1974-17.11.1974 / Azınlık 21.6.1977-21.7.1977 / Koalisyon 5.1.1978-12.11.1978 / Azınlık 11.1.1999-28.5.1999/ Koalisyon 28.5.1999-18.11.2002; Sadi Irmak (Azınlık): 17.11.1974-31.3.1975; Kenan Evren (Askeri cunta): 12.9.1980-21.9.1980; Bülent Ulusu (Askeri cunta): 21.9.1980-13.12.1983; Turgut Özal: 13.12.1983-31.10.1989 (Cumhurbaşkanı seçildi.); Ali Bozer (Vekaleten): 31.10.1989-9.11.1989; Yıldırım Akbulut: 9.11.1989-23.6.1991; Mesut Yılmaz: 23.6.1991-20.11.1991 / Koalisyon 6.3.1996-28.6.1996 / Koalisyon 30.6.1997-11.1.1999; Erdal İnönü (Vekaleten): 16.5.1993-25.6.1993; Tansu Çiller (Koalisyon): 25.6.1993-6.3.1996; Necmettin Erbakan (Koalisyon): 28.6.1996-30.6.1997; Abdullah Gül: 18.11.2002-14.3.2003; Recep Tayyip Erdoğan: 14.3.2003-28.8.2014 (Cumhurbaşkanı seçildi.); Ahmet Davutoğlu: 28.8.2014-24.5.2016; Binali Yıldırım (Son Başbakan): 24.5.2016-9.7.2018.

     

   

Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapmak İstermisiniz ?


Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
15/04/2024 , 12:38:32
GAZİEMİR
15/04/2024 , 11:27:01
AKTÜEL
15/04/2024 , 11:21:27
AKTÜEL
15/04/2024 , 11:17:19
AKTÜEL
14/04/2024 , 11:29:28
GAZİEMİR
08/04/2024 , 14:46:49
AKTÜEL
 
Köşe Yazarları
Köşe Yazarları
Editörün Seçtikleri
Gaziemir'den Tüm Dünyaya Yerel Haberler. Bizi Aşağıdaki Sosyal Medya Hesaplarından Takip Edebilirsiniz.
Bizi Takip Edin