ATATÜRK'TEN GÜNÜMÜZE CUMHURBAŞKANLARI VE SEÇİMLER
Yerel Haberci
Hava Durumu
Arşiv
Gazete Manşetleri
RSS Beslemeleri
Linkler
// echo $giris_bas;
AnaSayfam Yap
Sık Kullanlanlara Ekle
Bize Ulaşın
Ana Sayfa
Foto Galeri
Video Galeri
Linkler
YH DERGİ KAPAKLARI

ATATÜRK'TEN GÜNÜMÜZE CUMHURBAŞKANLARI VE SEÇİMLER

Facebook'ta paylaş
19/03/2023 , 21:20:15

     Birinci Dünya Savaşı sonrası imzaladığı Mondros Mütarekesi (silah bırakışması anlaşması) sonrasında Saltanatın başkenti İstanbul’un dahil çok sayıda şehrinin ve bölgesi işgal edilen Osmanlı Devleti’nin yönetim şekli Monarşi’ydi. Monarşi rejimi aile hanedanlığına dayanmaktaydı. 

1.Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk.

     İşgal ile birlikte İstanbul’da Osmanlı Hanedanının işgal kuvvetlerinin altında esir duruma düşmesi ve sonrasında İstanbul Hükümeti’nin İttifak Devletleri’nin oluşturduğu kuvvetlerin yörüngesinde hareket etmesi bir grup vatansever askeri harekete geçirmişti. Çanakkale Savaşı’nda büyük başarı gösteren ve halk arasında Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ve silah arkadaşları Anadolu’ya geçerek milli mücadelenin fitilini ateşlemişti. İstanbul’da Meclis-i Mebusan’ın toplantı sırasında İşgal Kuvvetlerince basılarak milletvekillerin tutuklanması, daha sonra Malta’ya sürgüne yollanması bir süredir gerçekleştirdiği Erzurum ve Sivas Kongreleri ile Anadolu halkını örgütleyen Mustafa Kemal’in büyük tepkisiyle karşılaşmıştı. Son durumu kabul edilemez olduğunu vurgulayan Mustafa Kemal Milletin iradesini yansıtacak Ankara’da yeni bir meclis oluşturulması gerektiğini yayınladığı bildiri ile tüm yurda ilan etmişti. Mustafa Kemal’in liderliğinde oluşan yeni meclise Büyük Millet Meclisi adı verildi. Her ilden ve sancaktan seçilen vekiller 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplandı. Kurucu Meclis özelliğinde oluşan Büyük Millet Meclisi kendi içerisinde oluşturduğu Ankara Hükümeti ile “Milletin Azim ve Kararlılığı” tüm dünyaya ilan edildi. Büyük Millet Meclisi’nde alınan karar gereği 23 Nisan 1920’den itibaren Hakimiyet Kayıtsız ve Şatsız Milletindi! 23 Nisan 1920’de kurulan meclis hükümeti yeni bir ordu oluşturarak Milli Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. Milli Kurtuluş Savaşı 9 Eylül 1922’de İzmir’e girmesi sonrası sona erdi. Ardından İtilaf Devletleri işgal edilen tüm topraklardan gerçekleştirilen anlaşmalar sonrasında geri çekildi. 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Anlaşması sonrası Türkiye’nin milli sınırları ve bağımsızlığı tüm taraf devletler tarafından kabul edildi. 29 Ekim 1923 tarihinde Büyük Millet Meclisi tarafından Cumhuriyet kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu ve yönetim şeklinin Cumhuriyet olduğu tüm dünyaya ilan edildi. Artık adının başına Türkiye eklenen Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM’de) yapılan oylama sonucunda Mustafa Kemal Türkiye’nin İlk Kurucu Başkanı seçildi. (24 Kasım 1934 yılında TBMM tarafından yapılan kanunla Mustafa Kemal’e Atatürk soyadı verildi. Soyadı Kanunu 21 Haziran 1934 yılında TBMM’de kabul edilmiş ve 2 Ocak 1935 yılından itibaren yürürlüğe girmiş ve halen yürürlüktedir.)

     Milli Mücadelenin Önderi, TBMM’nin Başkanı, Kurtuluş Savaşı’nın muzaffer kumandanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurcusu Mustafa Kemal Atatürk vefatına kadar 15 yıl Cumhurbaşkanı olarak görev yapmıştır. Mustafa Kemal Atatürk; 29 Ekim 1923, 1 Kasım 1927, 4 Mayıs 1931 ve 1 Mart 1935 olmak üzere 4’er yıllık olmak üzere TBMM tarafından 4 kez Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Son görev döneminde 10 kasım 1938’de vefat etmiştir.

2.Cumhurbaşkanı İsmet İnönü

     1924 Anayasası’nda Cumhurbaşkanlığı görev süreleri TBMM seçim dönemleri ile sınırlanmış olsa da bir kişinin yeniden seçilmesinde engel bulunmamaktadır. Cumhurbaşkanı kanunla kendine verilen görevleri yerine getirmek üzere meclis tarafından seçilmektedir. 27 Mayıs 1960 yılında ordunun yönetime el koymasıyla gerçekleşen askeri darbe sonrası oluşturulan Kurucu Meclis tarafından hazırlanan 1961 Anayasası referandumda (halkoylamasında) kabul edildikten sonra cumhurbaşkanlığı görev dönemleri 7 yıl olarak belirlenmiştir. Buna göre bir kişi en fazla bir kez cumhurbaşkanı olarak seçilebilecektir. Cumhurbaşkanı seçimi 1924 Anayasa’sında olduğu gibi 2 dereceli yani TBMM tarafından seçilmektedir. Bu durum ve şartlar 1982 Anayasası ile de korunmuştur. 2007 yılında gerçekleşen Anayasa değişikliği sonrasında 10 Ağustos 2014 yılından itibaren cumhurbaşkanı seçim şekli 1.derece olarak belirlenmiş ve görev süresi 5 yıl olarak tespit edilmiştir. Anayasaya göre bir kişi en fazla bir dönem daha (5+5) seçilme hakkı bulunmaktadır.       

     Kurucu Cumhurbaşkanı’nın vefatından sonra seçilen ve Türkiye’nin 2.Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’dür.

     Mustafa Kemal Atatürk’ün silah arkadaşı olan ve gerek Kurtuluş Savaşı’nda yönettiği meydan muharebelerinde elde ettiği başarılarla göz dolduran İsmet Paşa Milli Mücadele sonrasında bu kez Dış İşleri Bakanı olarak yeni Türk Devleti’nin temsilcisi olarak büyük sorumluluk üstlendi. Bizzat Atatürk’ün Lozan Barış Konferansı’nın heyet başkanı olarak İsmet Paşa’yı önermesiyle yeni rejimin  temelinin atıldığı dönemde ilk öne çıkan bir isim oldu. İsmet Paşa daha sonra Cumhuriyet’in de ilk başbakanı olarak tarihteki yerini aldı. 1923, 1925, 1927, 1930, 1931, 1935 yıllarında 5 kez Başbakanlık görevi tevdi edilen İsmet Paşa’ya aldığı soyadı da silah arkadaşı Atatürk’ün önerisiydi. Kurtuluş Savaşı’nda Eskişehir yakınlarındaki gerçekleşen İnönü Meydan Muharebeleri sırasında Batı Cephe Kumandanı olan İsmet Paşa’ya İnönü soyadı verilmesi önerisi Atatürk tarafından önerildi. Öneriyi şerefle kabul ettiğini ifade eden İsmet Paşa artık İsmet İnönü’ydü.

     Cumhurbaşkanı Atatürk’ün isteği ile başbakanlık görevinden ayrılan İsmet İnönü yerine yine Milli Mücadele’nin önemli isimlerinden Celal Bayar’a bırakacaktı.

     10 Kasım 1938 tarihinde Atatürk’ün vefatının ardından toplanan acil olarak toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başbakan Celal Bayar ve hükümetin önerisiyle İsmet İnönü cumhurbaşkanı adayı gösterildi. TBMM hükümetin önerisini oybirliği ile kabul ederek İsmet İnönü’yü cumhurbaşkanı seçti. Türkiye’nin 2. Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü bu görevini 1950 yılına kadar devam etti.

3.Cumhurbaşkanı Celal Bayar.

     1946 yılında yapılan anayasa değişikliği ile çok partili sisteme geçen Türkiye’de yapılan ilk seçimler aynı yıl gerçekleşti. Çok sayıda partinin TBMM’ne girebilmek için yarıştığı seçimlerde tek dereceli çoğunluk esasına dayalı seçim sistemi uygulandı. Bu sisteme göre bir ilde en çok ayı alan parti o ilde (sayıya bağlı olmasızın) tüm milletvekillerinin sahibi oldu. 21 Temmuz 1946 seçimlerinde TBMM’ne Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’den 397, Demokrat Parti (DP)’den 61 milletvekili seçildi. Anayasada yer aldığı şekilde meclis kendi görev dönemiyle sınırlı olacak şekilde kendi aralarından birini cumhurbaşkanı seçti. Seçimde en çok oyu alan ve mecliste büyük çoğunluğu elde eden CHP Genel Başkanı İsmet İnönü yeniden cumhurbaşkanı seçilerek bu görevini 1950 yılında yapılan seçimlere devam ettirdi.

     14 Mayıs 1950 yılında gerçekleşen seçimlerde bu kez sonuçlar bir önceki seçimlerin ters yüz oluş şekliydi. Yine tek dereceli ve il bazında çoğunluk esasına dayanan sistem ile yapılan seçimlerde DP’den 461, CHP’den 69, Millet Partisi (MP)’den 1 milletvekili seçilerek TBMM’ne girdi. Seçimde en çok oyu alan ve mecliste büyük çoğunluğu elde eden DP Genel Başkanı Celal Bayar Türkiye’nin 3. Cumhurbaşkanı seçildi. Bayar bu görevini yine partisinin çoğunluğu elde ettiği 1954 ve 1957 seçimleri sonrasında oluşan TBMM görev dönemlerinde sürdürdü. 27 Mayıs 1960 tarihinde ülke yönetimine askerlerin el koyması sonucu yürürlükteki 1924 Anayasası askerler tarafından askıya alındı.

4.Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel.

     Türkiye Cumhuriyeti’nde askeri darbelerin ve müdahalelerin ilki olarak tarihteki yerini alan 27 Mayıs 1960 askeri darbesi halk arasında Albaylar Cuntası olarak adlandırıldı. Emekli orgeneral Cemal Gürsel’in evinden kaldırılarak Milli Birlik Komitesi’nin başına geçirildi. Sivil dönemin son cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes ve bakanlar tutuklanarak hapse atıldı. Partileri DP ise kapatıldı. Yassıada’da kurulan ve askeri darbe kurulu olan Milli Birlik Komitesi etkisinden Yüksek Mahkeme’de gerçekleşen yargılamalar sonrasında dönemin cumhurbaşkanı Celal Bayar ömür boyu hapse mahkum edilirken, dönemin başbakanı Adnan Menderes, dış işleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve maliye bakanı Hasan Polatkan idama mahkum edildi. Zorlu ve Polatkan 16 Eylül 1961 günü, Menderes ise 17 Eylül 1961 günü Yassıada’da idam edildi.

     Yönetimi ele geçiren Milli Birlik Komitesi kararı ile 1 Ocak 1961 yılında aldığı karar ile yeni anayasa oluşturmak üzere Kurucu Meclis oluşturdu.  Görevi yalnızca yasama olan Kurucu Meclis 1961 Anayasa Taslağı’nı meydana getirdi. Milli Birlik Komitesi kararı ile 9 Temmuz 1961 yılında yapılan halkoylamasında 1961 Anayasası kabul edilerek yürürlüğe girdi.

     Yeni anayasanın kabulünden sonra 15 Ekim 1961 yılında gerçekleşen seçimlerde 1960 darbesinden sonra TBMM yeniden demokratik seçimlerle oluşturuldu. 1961 Anayasası’na göre üyeliği 450 milletvekilliği ile sınırlanan TBMM’nde İsmet İnönü’nün genel başkanı olduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 173, Ragıp Gümüşpala’nın genel başkan olduğu Adalet Partisi 158, Ekrem Alican’ın genel başkanı olduğu Yeni Türkiye Partisi (YTP) 65 ,Osman Bölükbaşı’nın genel başkanı olduğu Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) 54 sandalye sahibi oldu. Yürürlükteki 1961 Anayasası’na göre TBMM ve yeni oluşturulan Cumhuriyet Senatosu (CS oluşumu 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’ne kadar anayasal varlığını sürdürdü. TBMM tarafından çıkarılan kanunların anayasaya uygunluk denetimi ve veto yetkisi bulunan CS kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemde önemli bir işlev yürüttü. Yine 1961 Anayasası ile oluşturulan Anayasa Mahkemesi meclis ve senatoda kabul edilen kanunların denetiminde rol oynayan bir kurum oldu. Anayasa Mahkemesi anayasal kurumsal varlığı günümüzde de devam etmektedir.)

     1961 yılında yapılan seçimlerde oluşan yeni meclisi eski genelkurmay başkanı ve Milli Birlik Komitesi Başkanı Cemal Gürsel’i Türkiye’nin 4.Cumhurbaşkanı olarak seçti. Anayasa’ya göre 7 yıllık bir dönem için seçilen Cemal Gürsel bu görevini sağlık durumunu yitirinceye kadar sürdürdü. 2 Şubat 1966 yılında tedavi için Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD’ye) gönderilen Cemal Gürsel’in cumhurbaşkanlığı görevini sürdüremeyeceği doktorlar tarafından tespit edilmesinin ardından TBMM tarafından 28 Mart 1966 tarihinde görevinden alındı.

5.Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay

     Cemal Gürsel’in meclis tarafından azledilmesinin ardından dönemin Adalet Partisi Gnel başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel’in önerisi ve diğer muhalefet partilerinin bu önergeye olan desteği sonucundan dönemin genelkurmay başkanı Orgeneral Cevdet Sunay’a cumhurbaşkanı adayı olma teklifi götürüldü. Teklifi kabul eden Sunay emekliliğe ayrılarak Cumhurbaşkanı Adayı oldu. Bağımsız aday olan Sunay 1.Turda 461 oy alırken, CKMP adayı Alpaslan Türkeş 11 oyda kaldı. 71 boş/geçersiz oy kullanıldı.

     TBMM ve Senato üyelerin oylarıyla Cevdet Sunay Türkiye’nin 5. Cumhurbaşkanı oldu. Bu görevini 7 yıl sürdürdü.

     Cevdet Sunay’ın cumhurbaşkanlığı döneminde 12 Mart 1971 döneminde dönemin genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları tarafından hükümete ulaştırılmak üzere “Muhtıra” yazdı. Sunay Muhtırayı Başbakan ve AP genel başkanı Süleyman Demirel’e iletti. Demirel başbakanlık görevinden istifa etti. Cevdet Sunay askerilerin isteği doğrultusunda teknokratlar hükümeti kurulması için CHP’li milletvekili Nihat Erim’e başbakanlık görevi verdi. Erim TBMM Adalet Partisi ve Ana Muhalefet Partisi CHP içinden bazı isimlerinde yer aldığı üyelerle bakanlar kurulunu oluşturdu. Muhtıra ile kurulan hükümete üye verilmesini kabul etmeyen CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit genel başkanı İsmet İnönü ile ters düşerek görevinden istifa etti. Yeni kurulan Nihat Erim hükümeti AP ve CHP oylarıyla meclisten güvenoyu alarak görevine başladı. Nihat Erim 11 Aralık 1971 ve 22 Mayıs 1972 tarihleri arasında 6 aylık başbakan olarak görev yaptı.

6.Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk

     Cevdet Sunay’ın 7 yıllık görev süresinin dolmasına aylar kala genel sekreterlik görevinden istifa eden Bülent Ecevit’le siyasi mücadele içine giren CHP Genel Başkanı İsmet İnönü 4 Mayıs 1972 toplanan 5.Kurultay’da yaptığı konuşmada kurultay delegelerine “Ya ben, ya o!” resti çekti. Ecevit’in oluşturduğu Parti Meclisi (PM) listesi kurultay delegelerinden 709 oy alırken, Genel başkan İnönü’nün listesi ise 507 oyda kaldı. CHP Kurultay’ı tercihini yapmıştı: O! Bu sonucun ortaya çıkmasında CHP yönetimin 12 Mart Muhtırası ve sonrasında takındığı tavra bir tepkiydi. Muhtıraya karşı duran Ecevit’a olan desteğin bir yansımasıydı. Bu sonuçlar sonrasında İsmet İnönü 8 Mayıs’ta CHP genel başkanlığı görevinden istifa etti. 14 Mayıs’ta toplanan Bülent Ecevit’i CHP’nin 3. Genel başkanı olarak tarihe geçirdi.

     Siyasete yeni atıldıkları dönemde farklı partilerde askeri muhtıra ve darbelere karşı adı konulmamış bir birliktelik sergileyen AP’nin genç genel başkanı Demirel ile CHP’nin başına geçen genç genel başkanı Ecevit’i Türkiye’nin gelecek 30 yılını şekillendirecekti. Siyasi mücadelenin ilk yıllarını filli dayanışma içerisinde sürdüren iki lider daha sonraki yıllarda sonu 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’ne kadar sürecek yüksek tansiyonlu bir mücadeleye girecekti. Siyaset dönemlerinin sonları da başındakine benzer bir şekilde biri diğerini önerecek kadar vefa ile bitecekti.

     AP’nin genç lideri ile CHP’nin genç liderinin ilk çetin sınavı görev süresi sona erecek olan Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın yerine gelecek olan 6. cumhurbaşkanının belirlenme süreciydi. Son iki cumhurbaşkanının önceki genelkurmay başkanı olması bu görevini sürdüren Orgeneral Faruk Gürler’in de aynı umuda kapılmasına yol açtı. Cumhurbaşkanlığı genelkurmay başkanlarının emeklilikten sonra terfi makamı olarak değerlendirilse de iki genç lider bu fiili durumu sonlandırmaya kararlıydı. TBMM’ye olan askeri baskı vardı. Nitekim cumhurbaşkanı olabilmek için temaslarda bulunan Gürler kulislere aldanarak genelkurmay başkanlığı görevinden kendi isteği ile ayrıldı. Ancak sonuç bu kez aynı olmayacaktı.

      6.Cumhurbaşkanını seçmek için 13 Mart 1973 tarihinde toplanan TBMM ve Senato üyelerinin önünde adaylığını açıklamış üç isim vardı. Genelkurmay başkanlığı görevinden emekli olan Faruk Gürler, Senato Başkanı Tekin Arıburnu ve Demokratik Parti Genel Başkanı Ferruh Bozbeyli. Mecliste en çok üyeye sahip AP ve CHP hiçbir adaya destek vermiyordu. İlk gün mecliste yapılan üç tur oylamada da adaylar seçilmek için gerekli nitelikli çoğunluğa ulaşamadı. 16 Mart’ta da yapılan iki tur oylamada da adaylar seçilmek için yeterli oyu alamadı. Bunun üzerine Gürler, Arıburnu adaylıktan çekildi. Bozbeyli ise adaylığını sürdürdü. 21 Mart’ta yapılan yedinci tur oylamada Bozbeyli gerekli olan oyu elde edemedi. Mecliste çoğunluğa sahip AP’li ve CHP’li vekiller Bozbeyli’ye destek vermediler. Buna karşın üst üste gerçekleşen oylama turlarından 14’üncüsünden de sonuç çıkmadı.

     AP ve CHP genel başkanları Turhan Feyzioğlu’nun Cumhuriyetçi Güven Partisi, Anayasa Mahkemesi Başkanı Muhittin Taylan’ın ismi üzerinde anlaşma sağladı. Buna göre Taylan görevinden istifa ederek cumhurbaşkanı tarafından senato üyeliğine atanacak ve cumhurbaşkanı adaylığının önü açılacaktı. Bu formüle görevdeki Cumhurbaşkanı Sunay kaşıydı. Sunay görev süresinin, 14 Ekim’de gerçekleşecek parlamento seçimlerinden sonrasına bırakılması yönünde anayasa değişikliği yapılmasını talep ediyordu. Nitekim bu konudaki teklif cumhurbaşkanlığı seçiminin tıkandığı noktada mecliste görüşülerek oylandı. Teklif gerekli olan nitelikli çoğunluğa ulaşmadığı için TBMM’den geçmemişti.

     Bunun üzerine AP ve CHP liderleri, CGP’nin de desteklediği bir aday çıkardı. Bu aday emekli oramiral Fahri Korutürk’tü.

     6 Nisan 1973 günü TBMM’de gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı Seçimi 15.Tur oylamasında Fahri Korutürk’te adaydı. Korutürk seçime katılan 557 üyenin, 365’ini alarak seçimi kazandı. Oylamada Faruk Gürler’e 87, Ferruh Bozbeyli’ye 51, Tekin Arıburnu ise 17 oy aldı.

     Türkiye’nin 6.Cumhurbaşkanı artık Fahri Korütük’tür. Korutürk bu görevini 7 yıl sürdürdü. Görev bitiminde yerine anayasa maddesi gereği vekaleten Senato Başkanı İhsan Sabriçağlayangil geldi. Çağlayangil daha sonra AP’nin adayı olarak cumhurbaşkanlığı seçimde yarışsa da gerekli çoğunluğa ulaşamadı.

     AP ve CHP liderleri 22 Mart 1980 tarihinde gerçekleşecek 7.Cumhurbaşkanı seçimlerinde, bir önceki seçimlerin aksine bir isim üzerinde bu kez anlaşamadı. Demirel kendi kabinesinde dış işleri başkanlığı da yapmış olan İhsan Sabri Çağlayangil’in cumhurbaşkanlığı adaylığında ısrarlıydı. TBMM’de en çok milletvekiline sahip CHP lideri Ecevit ise eski Hava Kuvvetleri Komutanı ve tabi senatör Muhsin Batur’un adaylığında ısrarlıydı. Düğümü çözecek olan TBMM’de en çok sandalyeye sahip parti liderleri uzlaşmaktan uzaktı. Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı Seçimi için mecliste tur üstüne tur oylama yapılsa da sonuç değişmiyordu. Kamuoyunda oylamalar nafile tur olarak değerlendiriliyordu. AP lideri Demirel, senato başkanı Çağlayangil’in Cumhurbaşkanlığı görevine vekalet etmesinde memnundu. Kurmuş olduğu azınlık hükümetinin aldığı kararlar açısından bu durumu faydalı da buluyordu. Mecliste çoğunluğa sahip olsa da güvenoyu için yeterli sayıda vekile ulaşamayan CHP lideri Ecevit erken seçim çağrısı yapsa da diğer partiler buna yanaşmıyordu. Milletvekili genel seçimleri Haziran 1981 yılında gerçekleşecek olması karşısında Ecevit’in eli kolu bağlıydı. Meclisteki muhalefet partileri CGP, MSP ve MHP ise ana muhalefet partisi AP’nin kurduğu azınlık hükümetine desteği sürüyordu. Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan tıkanıklar kamuoyunun başlıca gündemini oluşturuyordu. AP lideri ve Başbakan Demirel aldığı 24 Ocak 1980 ekonomik kararların neticelenmesi için kamuoyundan talep ediyordu. Demirel’e göre hükümet görevinin başında, cumhurbaşkanlığında vekalet mekanizmasının devrede olduğunu ve rejimin işlediğine vurgu yapıyordu. CHP lideri ise gerek ekonomide alınacak önlemler, gerekse ülkede yaşanan terör olayların önüne geçmek için alınacak tedbirler için AP liderine koalisyon kurma teklifi yapıyordu. Ecevit “Biz bugün bunu yapamaz ve tribünde oturmaya devam edersek, birileri sahaya iner, düdüğü çalar ve oyun bitti diyebilir!” sözleri kamuoyunda yankı buluyordu.

“Nitekim” 7.Cumhurbaşkanı Kenan Evren.

     İleri ki yıllarda çok sık işiteceğimiz bu kelime ve üslup aynı ile vakidir!

     Ecevit’in Başbakanlığı döneminde Genelkurmay Başkanlığı görevine atanan önceki Kara Kuvvetleri Komutanı Kenan Evren kamuoyuna verdiği demeçlerde konuyu bir türlü sonuçlanamayan cumhurbaşkanlığı seçimlerine getiriyor bu durumu “üzüntü verici” buluyordu! Yaşanan tüm olumsuzlukları cumhurbaşkanlığı seçimlerini sonuçlanamamasına yoran Evren ‘nitekim’ beraberindeki kuvvet komutanlarını da alarak kendince bir çözüm bulacaktı.

     12 Eylül 1980 tarihinde Evren ve arkadaşları Türkiye’de askeri darbe gerçekleştirdi.

     Başta dönemin başbakanı Demirel, ana muhalefet lideri Ecevit, muhalefet liderleri Erbakan ve Türkeş başta olmak üzere tüm parti liderlerini, sendika başkanlarını, meslek örgütlerinin başkanlarını tutukladı. Anayasayı askıya aldı. Tüm siyasi partileri, sendikaları, dernekleri kapattı. Siyasi liderlere siyaset yasağı getirdi. Askeri darbeyi birlikte gerçekleştirdiği kuvvet komutanlarıyla Milli Güvenlik Kurulu oluşturarak ülke yönetimine el koydu. Kendisini devlet başkanı ilan ederken, başbakan olarak emekli oramiral Bülent Ulusu’yu başbakan olarak atadı. Yeni anayasa yapmak üzere Orhan Aldıkaçtı’yı atadı. Yazılan 1982 Anayasası’nın maddeleri arasına yerleştirilen geçici madde ile kendisinin seçimsiz cumhurbaşkanı olmasının, kendisinin ve darbeci komutanların demokratik hayata yeniden dönülmesinden sonra yargılanmayacağını anayasa maddesi haline getirdi. Kendi oluşturduğu kurulun yeni dönemde de Bakanlar Kurulunun üzerinde Milli Güvenlik Konseyi olarak görev yapması, eski siyasi liderler 10 yıl siyasi yasak getirilmesi anayasaya işlendi.

     Kamuoyu bir yanda darbe öncesi yaşanan terör olaylarının bir anda kesilmesinin büyüsünü yaşarken(!) bir yandan da yeniden demokratik hayata dönülmesi gerektiği gerçeğinin arasında gidip geliyordu. Anayasanın sorunlu anti demokratik maddelerinin yanında bir yıl içinde gerçekleşecek seçimlerle geçileceği maddesi de vardı. Her ne seçimlere konseyin denetiminde kurulacak partilerle de geçilecek olsa bu yeni anayasanın bu maddeleri önemseniyordu.

     7 Kasım 1982 tarihinde yapılan referandumda Evet oylarının rengi “Beyaz”, Hayır ise “Mavi” renkteydi. Evet yada Hayır, ikisinin buluşacağı zarf ise yine Beyaz. Bunun anlamı ise seçmen üzerinde atılacak Hayır (Mavi) oyların sandık başkanları ve güvenlik görevlilerin görebileceği tedirginliği yaratmaktı.

     ‘Nitekim’ 7 Kasım 1982 Anayasa referandumu yönetimi elinde tutan Milli Güvenlik Kurulu’nun arzu ettiği gibi yüzde 92 oyla (!) kabul edildi.

     1982 Anayasası’nın kabulü birlikte anayasa maddesi gereği otomatik olarak Kenan Evren’de Türkiye’nin 7.Cumhurbaşkanı oldu (!)    

8.Cumhurbaşkanı Turgut Özal.

     12 Eylül 1980 Askeri Darbesi sonrasında kapatılan siyasi partiler ve onların yasaklı liderleri 1982 Anayasası’nın kabul edilmesinden sonra 10 yıl yasaklı hale geldi. Bunun yanında partileri ise anayasa gereği bir daha açılmayacak şekilde kapatıldı. 1946 yılından itibaren çok partili demokratik döneme geçen Türkiye’de siyasi gelenekler ise doğal olarak devam etmekteydi. Devir artık askerlerin kapattığı partilerin devamı niteliğinde ve o ekole bağlı olarak kalan yeni partiler kurulmaya başlandı. Kuruluş aşamasındaki partilerin seçime katılma hakları ise ancak Milli Güvenlik Konseyi’nin oluruna bağlıydı. MGK tarafından veto edilen bir parti 6 Kasım 1983 tarihindeki seçimlere katılamayacaktı. Askerler kendi güdümlerinde hareket edecek ülkenin merkez sağına ve milliyetçi kanadına hitap etmesi için emekli korgeneral Turgut Sunalp’ten bir parti kurmasını istedi. Sunalp Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) adında kurdu. Sunalp’in partisi MGK’dan onay alarak seçimlere girme hakkı elde etti. Kenan Evren yönetimi ülkede ABD’deki gibi mecliste ve demokraside en fazla 2 parti olmasını “Demokrasinin rayında gitmesi” açısından en doğrusu olduğu düşüncesindeydi. Onlar için yeni dönemde Sunalp başbakan olmalıydı. Muhalefette de sol kesimlere sıcak gelecek bir isim bulunmalıydı. Eski İzmir Valisi Necdet Calp’te karar kıldılar. Calp’e parti kurması için yeşil ışık yakıldı. Calp’in kurduğu Halkçı Parti (HP) seçimlere katılması MGK tarafından izin verildi. 1980 askeri darbe sonrasında atanan başbakan Bülent Ulusu’nun kabinesinde başbakan yardımcısı Turgut Özal’da bir parti kurmak için görevinden istifa etmişti. 80 öncesi Demirel hükümetinin 24 Ocak ekonomik kararların planlayıcısı Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarı, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve ABD ile olan yakın ilişkileri olan Özal’ın siyasete atılması askerler açısından sürpriz oldu. MGK Özal’ın parti kurmasına şüphe ile baksa da oluşan dış telkinlere karşı ihtiyatlı davrandılar. Demokrasiye geçişte başlangıç düşüncelerini revize ederek iki olmasa da mecliste bu iki partinin yanında göreceli olarak küçük bir parti girmesinde sakınca bulunmadığı hissine kapıldılar. Bir kez daha yanıldıklarını bu kez geç farkına vardılar. Turgut Özal hiçbir partinin devamı olmamakla birlikte bünyelerinde dört eğilimi (ekolü) barındırdıklarını kamuoyunda ve milletvekili aday listelerinde gösterdiler. Demirel’in siyasi yasaklı olduğu bir ortamda arkadaşlarına kurdurduğu Büyük Türkiye Partisi (BTP) askerin vetosu ile karşılaştı. Peşi sıra kurulan Doğru Yol Partisi (DYP)’de aynı akıbete uğramıştı. İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü’nün liderliğinde kurulan Sosyal Demokrat Parti (SODEP)’de Evren ve MGK’sının vetosu ile seçimlere girmesine izin verilmedi.

     Seçimlere bir gün kala televizyon ve radyolardan halka hitap eden Kenan Evren demokrasinin kıymetinin bilinmesini, 80 öncesi döneme dönülmemesi için eski liderlere ve onların devamlarına oy verilmemesini talep etti. Evren Sunalp’i işaret etmişti.

     6 Kasım 1983 tarihinde yapılan seçimlerde seçmenler askeri vesayetçi anlayışını sürdüren Evren’in kurdurduğu Sunalp’in MDP’si hezimete uğradı. Turgut Özal’ın liderliğindeki Anavatan Partisi (ANAP) seçimin açık ara galibiydi. Necdet Calp’in Halkçı Partisi ikinci büyük parti olarak sandıktan çıktı. Seçmen askerlerin arzuladığı “buçuk parti rolünü Sunalp’in MDP’sine verdi!

     Turgut Özal artık yeni dönemin lideriydi. Tek başına kurduğu hükümetlerle siyasi popülaritesini daha da yükseltti.

     Kenan Evren “artık yeterince ders almışlardır” dediği eski siyasi liderlerin yasağını kaldırılması konusunda anayasa değişikliği olabileceği yönündeki demeçleri ana muhalefetteki Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP)’yi harekete geçirdi. Siyaset yasağı bulunan liderler ve çevreleri yasaksız demokrasi için bu anayasa değişikliğinin gerçekleşmesi kamuoyu oluşturuyordu. (*SHP daha önce kurulan ancak 83 seçimlerinde veto edilen SODEP’in öncülüydü. Seçimlere girmesine izin verilen HP’de Necdet Calp’in genel başkanlığından sonra gelen Aydın Güven Gürkan’ın “sosyal demokratların bir çatı altında toplanması” önerisi ile iki partinin birleşmesi sonucu kurulmuştur. Adı bu birleşme sonrası Sosyal Demokrat Halkçı Parti haline dönüşmüştür.)

      İktidarı tek başına elinde bulunduran Turgut Özal ise başlangıçta yasakların kalkmasını savunsa da söz konusu anayasa değişikliği referandumunda Hayır propagandası yapmıştır. Bir yanda yasakların kaldırılmasını isteyenler, bir yandan siyasi popülaritesini arttıran Özal’ın Hayır propagandası kampanyası.

      6 Eylül 1987 tarihinde yapılan ve siyasi yasakların kaldırılması referandumu sonuçları adeta kafa kafayaydı. Seçmen yüzde 50,16 ile yasakların kaldırılmasına Evet dedi. Özal’ın Hayır oyları ise yüzde 49,84’te kalmıştı.

      Başbakan ve ANAP lideri Turgut Özal kesin sonuçların açıklanmasından önce kameraların karşısına geçerek 29 Kasım 1987 tarihinde ülkeyi erken seçime götürme kararını açıkladı.

      Özal’ın siyasi yasakların hemen ardından iki buçuk ay sonra erken seçime gitme kararı kamuoyu açısından büyük bir sürprizdi. Bu siyasi hamlenin karşısında muhalefet şaşkındı. Erken seçime en hazırlıksız olan ise siyasi yasakları sona eren eski liderlerdi. Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş daha partilerin başına geçmeleri için çok az zamanları vardı. Demirel emanet ettiği Doğru Yol Partisi (DYP) genel başkanlığını, Ecevit eşinin kurduğu ve tüm çağrılarına karşın SHP ile birleşmemekte kararlı Demokratik Sol Parti (DSP) genel başkanlığını, Erbakan emanet ettiği Refah Partisi (RP) genel başkanlığını ve Türkeş emanet ettiği Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) genel başkanlığını kısa sürede geri aldı. Tüm buna karşın eski liderlerin seçimde kendilerini bir kez daha seçmene anlatmaları hiçte kolay olmayacaktı.

     29 Kasım 1987 erken genel seçimleri bir kez daha Turgut Özal’ın liderliğindeki ANAP’ın kesin zaferi ile sonuçlandı. Her ne kadar Özal’ın partisi 1983 seçimlerine oranla 9 puan eksik oy almış olsa da değiştirdiği seçim yasası ve getirilen yüzde 10 barajı ile (yüzde 36,31 oy ile) TBMM’de yine tek başına iktidar olmayı sağlayacak milletvekili sayısına ulaştı. Erdal İnönü’nün SHP’si yüzde 24,74 oy alarak ana muhalefet görevi üstlendi. Meclisin bu kez küçük partisi DYP oldu. Demirel’in liderliğinde girilen ilk seçimde yüzde 19,1 oy alabildi. Buna karşın eski liderler yüzde 10 barajın altında kalarak meclis dışı kaldı. (Ecevit’in DSP’si bu seçimde yüzde 8,53, Erbakan’ın RP’si yüzde 7,16 ve Türkeş’in MÇP’si yüzde 2,93 aldı.)

      Turgut Özal’ın girdiği ikinci genel seçimde de aynı tek başına iktidar olmasına karşı siyasi popülaritesinde düşüş artarak devam etti. 1989 yılında yapılan yerel seçimlerde Özal’ın ANAP’ı daha önce elinde bulundurduğu tüm büyükşehir belediyelerin ana muhalefet partisi SHP’ye kaptırdı.

     1989 yerel seçimlerini ANAP’a verilen bir ikaz olarak değerlendiren Özal, muhalefetin erken seçim baskısına ise kulak tıkadı. Meclisteki sayısal üstünlüğü nedeniyle seçimlerin normal zamanında yapılacağını savunan ANAP lideri Özal’ın hedefi Çankaya’ydı.

      Muhalefetin tepkilerine karşın Özal, görev süresi son bulacak olan Kenan Evren sonrasını cumhurbaşkanlığına hazırlanıyordu. Çok geçmeden ANAP lideri Özal 31 Ekim 1989 tarihinde yapılan 8.Cumhurbaşkanı Seçimi’nde aday olduğunu açıkladı. Özal’ın açıklamasına SHP ve DYP liderlerin tepkisi sert oldu “Tanımayacağız”! TBMM’deki seçim turlarına katılmayan muhalefet, mecliste Özal’ın son turda ancak ANAP’ın oylarıyla seçilebileceğine vurgu yapıyordu.

        Hakkındaki tüm eleştirileri aldırmayan Özal beklendiği gibi seçimde aday oldu. Özal’ın tek aday olarak görüntü vermemesi için ANAP içinden Fethi Çelikbaş’ta cumhurbaşkanı adayı olarak yarıştı. Seçimler beklendiği gibi son turda en çok oyu alan Turgut Özal kazandı. (Özal 263, Çelikbaş 14 oy aldı. Muhalefetten 165 milletvekili seçimi boykot ederken, oylama sırasında 8 oy ise geçersiz sayıldı.

     Türkiye’nin 8.Cumhurbaşkanı artık Turgut Özal’dı. Özal bu görevini 3,5 yıl sürdürebildi. Özal 17 Nisan 1993 yılında vefat etti.

     Özal’ın cumhurbaşkanı olmasının hemen ardından yerine TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut’u başbakan olarak atadı. Akbulut mecliste güvenoyu almasından ardından yasa gereği ANAP genel başkanlığından istifa eden Özal’ın yerine vekaleten Akbulut parti başkanlığına getirildi. Akbulut, Özal ile uyumlu bir süreç yaşasa da bazı kararlarında eski genel başkanı ile ters düştü. 15 Haziran 1991 tarihinde gerçekleşecek olan ANAP Büyük Kongresi’nde, İstanbul İl Başkanlığı görevinde bulunan (cumhurbaşkanının eşi) Semra Özal’ın önerisi ve desteği sonucunda Dış İşleri Bakanı Mesut Yılmaz yeni genel başkan seçildi. Yılmaz ANAP Genel Başkanı ve Başbakan olarak 20 Ekim 1991 tarihinde erken seçim kararı aldı. Lider değişimi, erken seçim de ANAP’taki oy düşüşüne engel olamadı. ANAP bu seçimde önceki seçimden daha düşük oy aldı. Seçimde ANAP oy kaybetmenin yanı sıra 83 yılından beri elinde tuttuğu 8 yıllık tek başına iktidarını da sonlandırdı. 1991 seçimlerinde ANAP aldığı yüzde 24 oy ile ana muhalefet partisi hüviyetini aldı. Bu seçimde Demirel’in partisi DP birinci parti çıktı. DYP yüzde 27 oy alırken, SHP ise yüzde 20,7 ile üçüncü parti oldu. RP şemsiyesi altında MÇP ve IDP ile ittifak yapan Erbakan yüzde 16,8 alarak bu kez barajı geçmeyi başardı. Barajı geçen bir başka lider de Ecevit’in partisi oldu. DSP almış olduğu 10,7 oy ile TBMM’ne girmeyi başardı.

9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel.

     Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın 17 Nisan 1993 tarihinde Çankaya Köşkü’nde geçirdiği kalp krizi sonrası ani ölümü ile birlikte Türkiye’nin bir numaralı makamı bir kez daha boşaldı. Özal’ın vefatı ile birlikte Cumhurbaşkanlığı’na TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk vekalet etti.

     Türkiye’nin 9.Cumhurbaşkanlığı seçimi ise 16 Mayıs 1993 tarihinde gerçekleşecektir. TBMM’de temsil eden partilerin arasına 1992 yılında CHP’de katılacaktır. 19 Haziran 1992’de TBMM tarafından çıkarılan kanun ile 12 Eylül 1980 tarihinde askeri darbe tarafından kapatılan partilerin yeniden açılması önündeki engel kalktı. Bu kanundan ilk yararlanan parti ise CHP oldu. Partinin kapatılmadan önceki son kurultay delegelerinin katılımıyla olağanüstü kurultay için imza toplanmaya başladı. Partinin son genel sekreteri Erol Tuncer partinin son genel başkanı olan ve hali hazırda DSP’nin genel başkanlığını yapan Bülent Ecevit ile görüştü. Ecevit’i, CHP kurultayına katılmasını davet eden Tuncer’e, Ecevit olumsuz yanıt verdi. Ecevit, Tuncer’e 12 Eylül Askeri darbesinin hemen ardından partisinden istifa etmek durumunda kaldığını hatırlattı. CHP’nin yeniden açılması yerine DSP’ye katılarak siyasi yaşamını ilkeleriyle bu partide yaşatılmasını önerdi. Bu öneri CHP’nin kurultay delegeleri arasında olumlu karşılanmadı. Bunun üzerine 12 Eylül öncesi CHP Hükümeti’nde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak görev yapan hali hazırda ise SHP Antalya Milletvekili olan Deniz Baykal, CHP’li Tuncer’e olumlu yanıt verdi. SHP’de defalarca Erdal İnönü ile genel başkanlık yarışına çıkan ve kaybeden Baykal şansını bu kez yeniden CHP’de deneyecekti. 9 Eylül 1992’de CHP’nin yeniden açılış kurultayında Erol Tuncer ile genel başkanlık yarışına giren Deniz Baykal bu kez ipi göğüsleyecekti.

     SHP’nin Antalya Milletvekili Deniz Baykal 10 Eylül 1992 günü parlamentoya CHP genel başkanı olarak döndü. Baykal ile yeniden siyasi yaşama giren CHP ilk seçim yarışına cumhurbaşkanlığı seçimiyle atılacaktı.

     1991 yılından itibaren Erdal İnönü’nün SHP’si ile koalisyon hükümeti kuran DYP lideri Süleyman Demirel başbakanlık görevini yürütüyordu. İnönü ise başbakan yardımcısı olarak hükümette görev almıştı. DYP SHP Koalisyon Hükümeti’nde bakanlık dağılımı her iki parti arasında imzalanan protokol ile belirlenmişti.

      Özal’ın ani vefatı sonrasında Başbakan Demirel cumhurbaşkanı adayı olacağını ortağı başbakan yardımcısı İnönü’ye iletti. SHP’de Demirel’in adaylığına pekte sıcak bakmıyor konu kamuoyunda tartışılıyordu. Koalisyon hükümetin bozulma tehlikesi ile karşı karşıyaydı. Duruma el koyan Erdal İnönü partisinde oluşan fikir ayrılıklarına son noktayı koydu. SHP ortağı DYP lideri Demirel’in adaylığını destekleme kararı aldı. Soldaki diğer parti CHP ise kendi adayını çıkaracaktı. Baykal birlikte yol aldığı İsmail Cem’i cumhurbaşkanı adayı yaptı. Ana muhalefet partisi ANAP’ın adayı Kamuran İnan, RP’nin adayı Lütfi Doğan olacaktı.

     16 Mayıs 1993 tarihinde TBMM’de gerçekleşen 9.Cumhurbaşkanlığı Seçiminin ilk iki turunda adayların hiç biri nitelikli çoğunluğu yakalayamamıştı. Son tur olan üçüncü tur ise en çok oy alan adayın kazandığı turdu. DYP ve SHP’nin ortak adayı Süleyman Demirel 244 oy alarak seçimi kazandı. Diğer adaylardan İnan 94, Lütfi Doğan 47, İsmail Cem ise 27 oy aldı. Seçimde 19 oyda boş kullanıldı.

     Türkiye’nin 9.Cumhurbaşkanı artık Süleyman Demirel’di. Demirel 7 yıl cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.

10.Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer

     Demirel’in Çankaya’ya çıkmasının ardından boşalan başbakanlık görevine DYP Büyük Kongresi’nin toplanmasına kadar başbakan yardımcısı Erdal İnönü vekalet etti. İnönü’nün 1,5 aylık başbakan vekilli olarak görev yaptı. DYP’nin 25 Haziran’da gerçekleştirdiği büyü kongrede Tansu Çiller genel başkan seçildi. (Çiller kongrede İsmet Sezgin ve Köksal Toptan ile yarışmıştı.)

     DYP kongresin ile eş zamanlı olarak Erdal İnönü’de SHP’nin genel başkanlığından ayrılacağını ilan etti. 11 Eylül’de toplanan SHP kurultayında İnönü aday olmadı. Yerine partisinin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Karayalçın SHP’nin genel başkanı seçildi. (Karayalçın bu kurultayda genel başkan olabilmek için Aydın Güven Gürkan, Yüksel Çakmur ve Tolga Yarman’la yarıştı.

     DYP-SHP koalisyonu genel başkanların değişimi ile yoluna devam etti. Tansu Çiller başbakan, Murat Karayalçın ise başbakan yardımcısı olarak görev aldı. Her iki parti arasında önceden imzalanan koalisyon protokolü devam etti.

     27 Mart 1994 yerel seçimlerinden elindeki büyükşehir belediyelerini Erbakan’ın RP’sine kaptıran SHP’de genel başkan değişimine rağmen büyük hayal kırıklığı yaşandı. Karayalçın kendisini başbakan yardımcılığına taşıyan Ankara’yı RP adayı Melih Gökçek’e, İstanbul’u ise RP adayı Recep Tayyip Erdoğan’a bırakmıştı. İstanbul’da mevcut başkan Nurettin Sözen’in yerine sanatçı Zülfü Livaneli aday yapılmıştı. ANAP’ın adayı ise İlhan Kesici oldu. Bu seçimde adayların bir birine yakın aldı. Erdoğan yüzde 25,19 oy ile belediye başkanı seçilirken en yakın rakibi Kesici ise yüzde 22,14 oyda kaldı. Livaneli’de yüzde 20,3 oy almıştı. Merkez partiler toplamda yüzde 40’ın üzerine oy alsalar da belediyeyi Erbakan’ın muhafazakar partisine kaptırmışlardı. Solda ise Livaneli’nin rakibi olarak yarışan DSP adayı Necdet Özkan’ın aldığı yüzde 12,38 oy, CHP adayı Ertuğrul Günay’ın aldığı 1,4 oy sosyal demokratlar arasında bölünmenin seçimi kaybetmesinin ana nedeni olarak algılandı.

     Seçimin ardından Karayalçın DSP ve CHP’yi birleşmeye çağırdı. Bu çağrıya DSP lideri Ecevit yine ‘Hayır’ cevabı verdi. CHP lideri Baykal ise bu çağrıya şartlı “Evet” dedi. Baykal’ın şartı birleşme CHP çatısı altında olmalıydı! SHP lideri bu öneriyi kabul etti. Her iki parti eşit sayıda delege ile birleştirme kurultayı gerçekleştirdi. Kurultay’da geçiş süreci için Hikmet Çetin’in genel başkanlığında anlaşıldı. CHP’nin yeni genel başkanı artık Çetin’di.

     Daha önce imzalanan hükümet protokolü birleşmenin ardından DYP-CHP Hükümeti olarak koalisyon hükümeti güncellendi. Karayalçın’ın yerine bu kez Çetin başbakan yardımcısı olarak görev yaptı. Çetin bu görevini CHP’de yeniden genel başkanlığa seçilen Deniz Baykal’a kadar sürdürdü. Baykal DYP ile sürdürülen koalisyon hükümetinde yer almayı kabul etmedi. Daha sonraki süreçte CHP’nin de desteklediği önerge ile 18 Nisan 1999’da erken genel seçim kararı alındı. Seçime gidiş sürecinde DSP lideri Ecevit’in kuracağı Azınlık Hükümeti’ne DYP ve ANAP’ta destek verdi.

     Seçimlere bir aylık süre kalmıştı. 15 Şubat sabahında kameraların karşına çıkan Başbakan Ecevit bir süredir aranmakta olan ve barındığı Suriye’den çıkarılan terör örgütü PKK’nın lideri Abdullah Öcalan’ın Kenya’da Türk Güvenlik Ekipleri tarafından ele geçirildiğini duyurdu.

     Ecevit’in "Bu sabaha karşı saat 03.00'ten itibaren bölücü terör örgütü PKK'nın başı Abdullah Öcalan Türkiye'dedir" sözleri yurt çapında heyecan ile karşılandı. 18 Nisan 1999 seçimleri artık bambaşka bir atmosferde gerçekleşecekti.

     18 Nisan seçimlerinde Ecevit’in DSP’si büyük başarı elde etmişti. Bir önceki seçime göre oyunu yüzde elli artıran DSP yüzde 22,18 ile seçimden birinci parti çıktı. Seçimin bir diğer sürprizi ise MHP oldu. Devlet Bahçeli’nin liderliğinde MHP aldığı yüzde 17,98 ile ikinci olmuştu. Üçüncü parti kapatılan RP’nin yerine kurulan FP yüzde 15,41, ANAP ise 13,22 ile dördüncü parti konumuna geriledi. Önceki dönemin başbakanı Tansu Çiller’in DYP ise mecliste beşinci parti oldu. Ortağı CHP ise Baykal’ın liderliğinde yüzde 8,71 oy ile baraj altı kalmıştı. Seçmen koalisyon iktidarının faturasını CHP’nin başına geçen Baykal’a çıkarmıştı.

     18 Nisan’da seçimleri DSP-MHP-ANAP Koalisyon Hükümeti’nin kurulmasına yol açtı. En son 1977’de esen Ecevit rüzgarı aradan geçen yirmi üç yıl sonra bir kez daha esmişti. O artık yeniden başbakandı. Başbakan yardımcıları ise MHP lideri Devlet Bahçeli ve ANAP lideri Mesut Yılmaz’dı. Yeni hükümet kurulmasının ardından üç ay geçmesine karşın 17 Ağustos 1999 tarihinde merkez üssü Gölcük olan 7,8 şiddetinde bir deprem ile karşılaştı. Marmara’yı etkileyen büyük depremde 18 bin 373 kişi yaşamını yitirdi. 48 bin 901 kişi yaralandı. 285 bin 211 ev, 42 bin 902 işyeri depremde yıkıldı-hasar gördü. Hükümet depremde yaşanan maddi kayıpları gidermek üzere bir defaya mahsus olmak üzere Deprem Vergisi çıkardı. (Sonraki yıllarda bu deprem vergisi Özel İletişim Vergisi haline dönüşerek kalıcı hale geldi. Günümüzde de aynı ad altında vergi toplanmaya devam edilmektedir.)

     Deprem sonrasında yeniden normal yaşama dönen Türkiye’de takvimler 2000 yılının Nisan ayını gösterdiğinde TBMM’nin ana gündem maddesi 10. Cumhurbaşkanı seçimleriydi.

     Başbakan Ecevit yapılacak anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanlarının görev süresinin 5+5 formülü bir kişinin en fazla iki dönemden 10 yıl seçilmesini öneriyordu. Bu formül ile birlikte görev süresi 16 Mayıs’ta sona erecek olan Cumhurbaşkanı Demirel’in görev süresinin 3 yıl daha uzatılması amaçlanıyordu. MHP lideri ve başbakan yardımcısı Devlet Bahçeli öneriye sıcak bakarken, diğer ortak ANAP lideri Mesut Yılmaz ise kişiye özel anayasa değişikliği teklifine sıcak olduğunu ifade etse de yapılacak oylamanın gizliliğine dikkat çekiyordu! Yapılan anayasa değişikliği teklifi TBMM’de gerekli nitelikli çoğunluğu sağlayamadı. Ecevit’in bulduğu formül kabul görmemişti. Bunun üzerine kendisine cumhurbaşkanlığı adaylık için gerekli yüksek okul şartını değiştirme teklifini ise Ecevit “Benim cumhurbaşkanı olabilmem için anayasanın değiştirilmesine karşıyım” diyerek Yılmaz’ın önerisini geri çevirdi.

     Cumhurbaşkanı seçiminin düğümü yine Ecevit’in önerisiyle çözüldü. Ecevit Anayasa Başkanı Ahmet Necdet Sezer’in ortak aday olması önerisi meclisteki tüm partiler tarafından kabul gördü.

     5 Mayıs 2000 tarihinde TBMM’de yapılan 10. Cumhurbaşkanı Seçimi’nin üçüncü tur oylamasında 5 partinin ortak adayı olarak yarışan Ahmet Necdet Sezer aldığı 330 oy ile seçimi kazandı. (Sezer’in rakipleri Nevzat Yalçıntaş 113, Sadi Somuncuoğlu 43, Rasim Zaimoğlu 24 ve Mehmet Mail Büyükerman 7 oy aldı.)

     Türkiye’nin 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer oldu. Sezer 7 yıl sürdürdüğü görevini 2007 tamamladı. 

11.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül

     16 Mayıs 2007 yılında görev süresi sona erecek olan 10.Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in yerine gelecek isim TBMM’de yapılacak oylama sonrasında belli olacaktı.

     3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde alınan sonuçlar Türkiye’nin yeni bir siyasi dönemin ilk işaretini vermekteydi.

     DSP lider Bülent Ecevit’in başbakanlığında kurulan DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti 2001 ekonomik krizde zor günler yaşamıştı. Ekonomik anlamda bir dizi kararlar alan hükümet Dünya Bankası’nda çalışmış Kemal Derviş’i ekonomiden sorumlu devlet bakanı olarak atadı. Derviş kurduğu Bankacılık Denetleme Üst Kurulu ve Merkez Bankası Başkanlığını özerk kurum haline dönüştürme kararları ekonominin toparlanmasını sağladı. Derviş zamanında yapılan bir dizi özelleştirme ile kamu açığını azaltması politikası piyasalarda etkisini gösterdi. 2001 Şubat ayında meydana gelen krizle birlikte ABD doları 1,687 çıkmış iken uygulanan tedbirler sonrasında ABD dolar kuru 1,25 sevilerine geriledi. Yaşanılan süreç Kemal Derviş’in siyasi popülaritesini de arttırdı. Derviş’in uygulama ve yönetim tarzı koalisyonun ikinci büyük ortağı konumundaki MHP’de rahatsızlık yaratmaya başladı. Derviş’in dönemin MHP’li Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz ile karşı karşıya kalması ve bunun kamuoyunda gerçekleştirilen açıklamalarla gün yüzüne çıkmış olması koalisyon hükümetinde çatlamalara neden oldu. Koalisyonun bozularak DSP, ANAP ve muhalefetteki DYP ile yeni bir koalisyon kurulmasına yönelik Derviş’e atfedilen haberlerin artması siyasi tansiyonu giderek artırdı. MHP lideri Devlet Bahçeli lideri Devlet Bahçeli’nin Kayseri 15 Temmuz 2002 tarihinde gittiği Erciyas Tekir Yaylası’nda yaptığı “Türkiye artık bir erken seçim sürecine girmiştir” açıklaması ülke gündemine adeta bomba gibi düşmüştü. Bahçeli’nin erken seçim açıklamasına Başbakan Ecevit ve hükümet ortağı Yılmaz tarafından itiyatla karşılandı. Düzenlenen üçlü zirveden istenilen sonuç alınamadı. Ecevit ive Yılmaz uygulanan ekonomik tedbirlerini meyvesini vereceği bir sırada erken seçime gitmenin iktidar partilerine yaramayacağını düşüncesine Bahçeli tarafından kabul görmedi. Bahçeli’nin tavrına diğer hükümet ortakları 18 Nisan 2003 tarihinde yapılması gereken seçimlerin altı ay öne alma kararını kamuoyu ile de paylaştı. Türkiye 3 Nisan 2022’de sandık başına gitti.

        3 Kasım’da yapılan seçimlerde iktidarı oluşturan DSP, MHP, ANAP ve muhalefetteki DYP yüzde 10 barajını aşamadı. Henüz 2001 yılında kurulmuş olan ve Adalet ve Kalkınma Partisi (Ak Parti) ise oyların yüzde 34,28’ini alarak tek başına iktidar oldu. TBMM’ne girebilen diğer parti ise bir önceki seçimde baraj altında kalan CHP’ydi. CHP aldığı yüzde 19,39 ile TBMM girebilen tek muhalefet partisi oldu. Seçim diğer bir sürprizi ise Genç parti ve lideri Cem Uzan oldu. Genç Parti seçimlerde aldığı yüzde 7,25 oy ile girdiği ilk seçimde baraj altında kalsa da hazine yardımından yararlanma hakkını elde etti. Baraj arlında kalan diğer partilerden DYP yüzde 9,54, MHP 8,36, ANAP 5,3, Saadet Partisi 2,92, DSP 1,22 oy aldı.

     1999 yılında aldığı siyasi yasak nedeniyle milletvekili adaylığı YSK tarafından iptal edilen Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan seçim sonrasında kurulan hükümette yer alamadı. Ak Parti Kayseri Milletvekili Abdullah Gül başbakanlığında kurulan hükümet, Erdoğan’nın siyasi yasağının kaldırılması ve milletvekili seçilmesine kadar devam etti. Siirt’te yapılan ara seç

Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapmak İstermisiniz ?


Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
17/06/2024 , 11:02:32
YAŞAM / MAGAZİN
17/06/2024 , 10:57:26
YAŞAM / MAGAZİN
15/06/2024 , 22:16:14
YAŞAM / MAGAZİN
15/06/2024 , 22:08:54
AKTÜEL
15/06/2024 , 22:05:24
AKTÜEL
14/06/2024 , 12:31:47
AKTÜEL
 
Köşe Yazarları
Köşe Yazarları
Editörün Seçtikleri
Gaziemir'den Tüm Dünyaya Yerel Haberler. Bizi Aşağıdaki Sosyal Medya Hesaplarından Takip Edebilirsiniz.
Bizi Takip Edin