Başa baş noktası hesaplanırken, kulüplerin cari yıl gelir ve giderleri – 1
Yerel Haberci
Hava Durumu
Arşiv
Gazete Manşetleri
RSS Beslemeleri
Linkler
// echo $giris_bas;
AnaSayfam Yap
Sık Kullanlanlara Ekle
Bize Ulaşın
Ana Sayfa
Foto Galeri
Video Galeri
Linkler
SPOR

Başa baş noktası hesaplanırken, kulüplerin cari yıl gelir ve giderleri – 1

Facebook'ta paylaş
14/03/2021 , 15:34:49

Futbol, günümüz endüstrilerinin ardındaki bilinmeyenlerle dolu olan spor camiası. Görünürde on birer oyuncudan oluşan iki takım arasında, kendine özgü küresel bir topla oynanan takım sporudur. 21. yüzyıl itibarıyla 200'ün üzerinde ülkede 250 milyonu aşkın oyuncu tarafından oynanmakta olup dünyadaki en popüler spor dallarından biridir. "Futbol" kelimesi Türkçeye, İngilizcedeki foot ("ayak") ve ball ("top") kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşturulan football kelimesinden geçmiştir. FIFA, futbola benzeyen ve bilimsel kanıtlara sahip olan ilk oyunu, MÖ 300-200 yıllarında Çin'de askerî eğitim amacıyla oynanan cuju olarak göstermektedir. Kıl ve tüyle doldurulmuş deriden yapılan bir topun, iki bambu kamışıyla sabitlenen 30-40 cm yüksekliğindeki bir kaleye sokulmasını amaçlayan bu oyunda, topa el ve kollar dışındaki her yerle temas etmek mümkündü. Birkaç yüzyıl sonra Japonya'da, cuju'dan izler taşıyan ve varlığına ilk kez 644 yılında rastlanan kemari adlı oyun ortaya çıktı. Cuju'nun aksine rekabete dayalı olmayan kemari'de amaç, dairesel bir alan içerisinde yer alan oyuncuların topa ayaklarıyla vurarak topu yere düşürmeden birbirine göndermeleriydi.

     Avrupa'da ise futbola benzer bilinen ilk oyun, Antik Yunanistan'da oynanan episkiros adlı oyundur. Vücudun her yeriyle temasın serbest olduğu oyunda oyuncular iki takıma ayrılmakta ve her takım oyuncuları, topu paslaşarak veya atarak rakip takıma ait alanın sonunda yer alan çizgiden geçirmeye çalışmaktaydı. Bu oyunun bir benzeri daha sonraları Roma İmparatorluğu döneminde harpastum adıyla oynandı.

     Modern futbolun kuralları 19. yüzyıl ortalarında, İngiltere'deki özel okullarda farklı kurallarla oynanan futbol biçimlerine dayanmaktadır.

     Bu kadar temel futbol tarihi girişinden sonra, sizlere asıl konumuzu oluşturan futbolun günümüzde bir oyundan çok ekonomisinin konuşulduğu spor dalı haline gelmesinden kaynaklanan durumu anlatmak istememdir.

     Günümüzde Futbol ekonomisi, klasik iktisadın dışında çalışan ve kendine özgü dinamikleri olan bir ekonomi haline gelmiştir. Bu ekonomide kâr maksimizasyonu yapılamadığı gibi, finansın temel konularından birisi olan maliyet minimizasyonu da çok çalışmamaktadır. Futbol ekonomisi görsellik temelinde yükselen, televizyon ve internet birlikteliğindeki teknolojiyi yoğun olarak kullanan bir ekonomidir. Show Business olarak nitelenen futbol ekonomisi, aslında dışsallıkları olan bir ekonomidir. Futbol ekonomisi finansı, vergi ekonomisini, yönetsel ve hukuksal disiplinleri, Show Business gibi daha birçok disiplin ve ekonomiyi bünyesinde barındırıyor. Ancak özü, gösteri endüstrisine dayanıyor.

     Futbol  ekonomisi  öz itibariyle sportif performans temelinde yükselen bir ekonomi. Ancak, günümüzde futbolun giderek endüstriyel ve onun bir üst aşaması olan finansal futbola everilmesiyle, sportif performans olmasa da merkez liglerin büyük takımları, sportif performanstan bağımsız ekonomik gelir yaratabilmekteler. Bu nedenle sportif performans ile ekonomik gelir arasında bir korelasyon var olmakla birlikte, bu ilişki bazen çalışmayabiliyor. Çok başarılı olan kulüpler gelirlerini artırabilirken, diğer taraftan iyi yönetilmedikleri için finansal olarak darboğazlara giriyorlar. Bu da uzun vadede dönüp o kulübün sportif performansını vuruyor. Sportif performansta başarılı bir kulübün ancak sürdürülebilir bir ekonomik büyümeyi yakalaması durumunda başarı geliyor. Bu da tamamen, kurumsal yönetim ve yönetişimin egemen örgüt modeli olarak tesis edilmesiyle mümkün olabiliyor. Bunu yapabilen kulüplerin gelecekleri de başarılı olabiliyor.

     Temel olarak Finansal Fair Play uygulaması, profesyonel futbol kulüplerini mali disiplin içinde adil bir şekilde rekabet etmeye zorluyor. Kulüplerin gelirlerinin üzerinde gider yapmamalarını, bu amaçla denk bütçe uygulamasına yönelmelerini, transfer harcamalarını kontrol altında tutmalarını bir zorunluluk haline getiriyor. Rekabeti daha adil kılabilmek için ayrıca kulübe aktarılan futbol dışı fonların kaynağına iade edilmesini kurala bağlıyor. Finansal Fair Play (FFP) başa baş hesaplamalarında dikkate alınacak gelirler olarak karşımıza çıkmakla birlikte; kulüplerin futbol dışı branştan elde ettikleri gelirleri ile kulüp sahiplerinden ve/veya ortaklarından gelebilecek ve makul ölçü dışındaki şişirilmiş gelirler (piyasa rayiç değerinin üzerinde sponsorluk vb.) dikkate alınmıyor. Futbolun gelirlerine baktığımız zaman her türlü gelir-maç günü gelirleri, naklen yayın gelirleri, sponsorluk gelirleri, reklam ve medya gelirleri, ticari faaliyetlerden doğmuş ve diğer işletme gelirlerinden oluşan toplam gelirleri, oyuncu satımından elde edilen gelirler olarak sıralanmaktadır. Başa baş noktası hesaplanırken, kulüplerin cari yıl gelir ve giderleri dikkate alınıyor. Kulüp giderleri için de altyapı harcamalarına yönelik yapılan giderlerin, tesis (stat, antrenman tesisleri inşaat ve tadilatları) geliştirmesine ait giderlerin ve bonservis giderlerine ilişkin finansman giderlerinin aktifleştirilmesine, yani o yıla ait olan giderin, kâr ve zarardan düşülerek, hesaplanmasına olanak sağlanıyor.

 

Kulüplerin ilgili yılda yaptıkları zararlar, kabul edilebilir zarar tutarının üzerindeyse, izleyen yıllarda bu zararın azalıp azalmadığına bakılıyor. İzleyen yıllarda da zararda bir azalma gözlemlenmiyor ya da öz kaynak açığı giderilemiyorsa, söz konusu kulüp Finansal Fair Play testini geçemeyeceğinden UEFA lisansı alamıyor. Bu koşulları sağlayamayan kulüpler başta transfer olmak üzere, temel faaliyetleriyle ilgili çoğu şeyi yapamaz hale gelecekler. UEFA’nın organizasyonlarına katılamayacaklardır.

 

     Bugün futbol kulüplerinin önemli gelir kalemlerinden birisini de Maç Günü gelirleri ve logolu ürün satış gelirleri oluşturuyor. Bu iki gelir kaleminde de ön plana çıkan en önemli faktör taraftar… Taraftarın etkisi finansal ve ekonomik olarak, beklenenin üzerinde olabiliyor. Taraftar ekonomisi doğal olarak futbol tüketicilerini yaratıyor. Tüketici taraftar aynı zamanda kulüpler açısından da müşteri taraftara dönüşüyor. Hal böyle olunca, taraftar, kulübün arz ettiği hizmet ve mallara talep gösteren, bunun için ciddi bütçe ayıran bir sosyal-ekonomik varlığa dönüşüyor. Bu bağlamda yüksek seyirci ortalamasına oynayan kulüpler, örneğin 60 bin ortalamaya oynayan Arsenal 132 Milyon Euro maç günü gelirine, 77 bin ortalamayla oynayan Manchester United 122 Milyon Euro maç günü gelirine, 80 bin ortalamayla oynayan Dortmund 54 Milyon Euro maç günü gelirine sahip önemli kulüplerden. Bu kulüplerde maç günü gelirleri toplam gelirin %22’si ile %30’u arasında değişiyor. Bu da çok önemli bir parasal gelire işaret ediyor. Artık günümüzde futbol kulüpleri kurdukları öncü birimleriyle oyuncuyu henüz daha parlamadan tespit ederek transferler yapıyorlar. Bunu çok ilkel biçimde olsa da Cavcav’ın Gençler Birliği yaptı ve bu işten önemli paralar da kazandı ama artık bu tür yöntemlerle kalıcı başarılara ulaşmak çok kolay görünmüyor. Avrupalı önemli kulüpler bu işi çok ciddiye alarak yapıyorlar. Günümüzde özellikle Barcelona, Juventus, Porto, Ajax, Dortmund gibi kulüpler bu işi çok iyi yapıyorlar.

 

     Kulüplerin son yıllarda gelirleri artarken, aşırı borçlanmanın etkisiyle faiz, kur farkı gibi giderleri de çığ gibi büyüdü. Buna ilaveten, yanlış transferler ve kontrol altına alınamayan harcamaların da giderek artması, kulüplerin yıllık zararlarını milyon Eurolar üzerine taşıdı. Kulüpleri sıkıntıya sokan bir başka önemli etmen de teknik adam ve futbolcularla yabancı para üzerinden yapılan sözleşmeler ve bu sözleşmelerden doğan kur farklarıdır.

 

     Çaktırmamaya gayret etseler de dört büyükler iktisadi açıdan, kelimenin tam anlamıyla, can çekişiyor. Hepsinin başı dik, zira boğazlarına kadar borca batmış durumdalar. Baskın seçimler, tansiyonlu kongreler, temkinli transfer politikaları ekonomik darboğazın semptomları durumundadır.

 

     Tabii bu sadece Türkiye futboluna değil Avrupa’nın tüm büyük liglerine nüfuz etmiş bir hastalık. Zaten son zamanlarda futbol endüstrisi üzerine yapılan yayınların büyük bir kısmı sektördeki artan finansal kriz potansiyeline işaret etmektedir.

 

     Business Sports Company’nin, Spor Global Pazar Fırsatları ve Stratejileri 2022 raporuna göre, küresel spor pazarı 2022 yılına kadar yıllık yaklaşık %6 artışla yaklaşık 614 milyar dolara yükselecek bir yol izlemektedir.

 

     Gerçekten de dünya futboluna göz gezdirildiğinde, özellikle 1992’den beri futbolda birtakım değişikliler yapıldığını gözlemek hiç de zor değil. Şampiyon Kulüpler Kupası’nın Şampiyonlar Ligi’ne, Türkiye Birinci Lig’ininse Türkcell Süper Lig’e evirilmiş olması bu konuda verilebilecek iki örnek. Elbette ki değişiklikler isim değişiklikleriyle sınırlı değil; örneğin Türkiye’deki değişim aynı zamanda sponsorluk anlaşmalarının da devreye girdiği yeni bir dönemi simgelemesi bakımından da önemli.

 

     Konunun ekonomik endüstriyel yönü dışında, Profesyonel Etik (Deontoloji) yani “Deonto”, yükümlülük gibi anlamlara gelirken “logia” bilgi, bilim gibi anlamlara gelmektedir. Bu konuyu da sıra dışı bir bilim insanı olan Kutlu Merih hocamızdan alıntı yaparak anlatalım, Böylelikle deontolojiyi, yükümlülükler bilgisi şeklinde Türkçeye çevirebiliriz. Yani deontoloji, kişinin sosyal ve profesyonel çevresinde üzerine düşen ödev ve yükümlülüklerinin neler olduğunu bilmesi anlamındadır.

 

     “Deontoloji” sözcüğü özellikle tıpta hekimler tarafından “Tıbbi Deontoloji” şeklinde kullanılmıştır. Burada deontoloji, profesyonellerin bilmek ve uygulamak zorunda oldukları etik ilke ve kuralların neler olduklarını bildiren dizge anlamına gelmektedir. Deontoloji konusu genellikle tıp ile ilgili olduğu sanılır ve deontoloji eğitimi tıp fakültelerinde verilir. Gerçekte ise deontoloji her meslekte, her sektörde iş yapmanın ve insan ilişkilerinin yazılı ve yazısız kurallarıdır. Buna “profesyonel etik” denmesinin özel bir nedeni normal etikte sakıncasız olan kural ve uygulamaların profesyonel etikte sakıncalı olabilmesidir. Doktorlar hastaları ile duygusal ilişkiye giremezler; hastaları hakkında bilgi veremezler; amirler memurlarından hediye alamazlar; hocalar öğrencileri ile samimi ilişkide bulunamazlar; sanayiciler rakipleri hakkında olumsuz yorum yapamazlar; gazeteciler ve köşe yazarları kişilik haklarını ihlal  edemezler; kendisini savunma durumunda olmayan üçüncü şahıslar eleştirilemez ve suçlanamaz; bir profesyonel meslektaşı diğer bir profesyoneli açıkça eleştirmez, bir profesyonel, meslektaşına şiddet uygulayamaz  vesaire. Bu örnekler çoğaltılabilirse de burada amaç açıktır. Profesyonel uygulama, kendine özgü disiplin ve kurallar gerektirir. Bu profesyonellerin talep ettiği özerkliğin gerektirdiği doğal bir sorumluluktur. Bunlar bazı durumlarda eğitim kurumlarında, fakat genellikle usta çırak ilişkilerinde edinilir. Birçok deontolojik kural, bir tür sözsüz ve yazısız anlaşma şeklindedir. Meslektaşlara olumlu yaklaşım da bunların başında gelir. Günümüzde gerçek manada uygulama gerektirdiğini düşündüğüm bir alan da Deontoloji dalıdır.

 

     “Profesyonel” sözcüğü Türkiye’de en çok futbolcular ve şirketlerde ise yöneticiler için kullanılır. Gerçekte ise, bu sözcüğün kullanımı ve profesyonellik anlayışı, yanlış ve eksikliklerle doludur. Burada profesyonellik kavramına ve özellikle ülkemizde az tartışılan ve özen gösterilen “deontoloji veya profesyonel etik” kavramına açıklık getirmenin faydalı olacağına inanmaktayım.

 

     “Profesyonellerin bir kurum adına çalışmaları durumunda diğer meslek mensuplarından farklı gereksinmeler içinde oldukları yaygın olarak ifade edilmektedir. Bu gereksinmelerin başında mesleki özerklik gereksinimi ön plana çıkmaktadır. Ancak toplum ve profesyonellerin çalıştıkları örgütler bu özerkliği profesyonellere koşullu olarak sağlamaktadırlar. Bu koşulların başında da mesleğin uygulamalarını kontrol edecek; verilen hizmeti değerlendirmede ve denetlemede etkin olacak mekanizmalar oluşturulması geliyor.  Bu çalışmada Türkiye'deki “futbol sektöründe” çeşitli kulüplerde, profesyonel futbolcu olarak spor ve meslek icra eden kişilerin/oyuncuların bir profesyonel olarak değerlendirilmesi ve bu sektörde egemen olması gereken “profesyonel etik” ele alınacaktır.

 

     Futbol sektöründe deontoloji kurallarına kesimler arasında yeterli bir özenin gösterilmediği görülüyor. Özellikle ülkemizde, başta medya ve kulüp yöneticileri olmak üzere rekabetçi ve deontolojiye uygun olmayan davranış ile söylemlerin sorumsuzca sergilendiği ortadadır. İş hayatında birbirlerini eleştirdiği görülmeyen iş adamı yöneticiler, rakip kulüpler ve yöneticiler hakkında sorumsuz demeçler verebiliyor; medya kaynağı belirsiz ve asılsız haberleri gündeme taşıyabiliyor; eski hakemler hata yapan meslektaşlarını acımasızca eleştirebiliyor ve benzeri. Futbol sektöründe deontolojik kuralların yine en çok profesyonel futbolcular tarafında uygulandığını görüyoruz. Kazandıkları maçtan sonra futbolcular rakip takımı da övüyorlar ve onları teselli edecek şeyler söylüyorlar veya kaybettikleri bir maçtan sonra rakiplerini tebrik edip başarılar diliyorlar. Aynı yaklaşımı kulüp yöneticilerinde göremiyoruz ve bu konularda, iş dünyası kurallarının dışında bir naif amatör yaklaşım sergiliyorlar. Burada futbolun amatörler tarafından yönetilen bir profesyonel sektör olduğu açıkça görülebiliyor.

 

     Medya olayında meslektaş profesyonelleri dahi eleştirmek etik değilken meslekten olmayanların profesyonelleri fütursuzca eleştirdiğini ve bundan rant sağladıklarını görüyoruz. Bir cerraha “böyle ameliyat yapılır mı?” veya bir avukata “Böyle savunma yapılır mı?” diyemezsiniz fakat ömrü sahalarda geçmiş bir teknik adama canı isteyen herkes “Böyle futbol oynatılır mı?” diyebilir. Bir kulüp başkanı için “O benim yirmi beş yıllık arkadaşımdır ama yeteneksizdir. Kulübü yönetemez.” diyebilirsiniz ve kimse size “Bu ne biçim arkadaşlık? Nasıl bir deontolojidir?” diye sormaz. Bunların tamamını altyapılarımızın eksikliklerine ve management-yönetim- yani yönetişim biçimlerimizin deontolojik açıdan eksikliklerine bağlayabiliriz. Ata’mızın dediği gibi ben sporcunu zeki, çevik ve ahlaklısını severim.

 

 

 

  

Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapmak İstermisiniz ?


Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
12/08/2022 , 11:37:23
YAŞAM ve MAGAZİN
11/08/2022 , 12:04:45
GÜNDEM
10/08/2022 , 12:38:14
SİYASET
08/08/2022 , 13:58:55
ÇEVRE
08/08/2022 , 13:57:07
ÇEVRE
08/08/2022 , 12:13:38
EKONOMİ
 
Köşe Yazarları
Bütçede, müşavirler dışarıda, liyakat ise boşta kaldı...
Bir süre önce vefat eden Gaziemir’in müzik insanı Nusret Taşçı’nın anısına ...
Köşe Yazarları
1965 yılında İzmir doğdu. İlköğrenimini İnkılap ve Eşrefpaşa Ömer Lütfü Aka...
1973 yılında Turgutlu’da doğdu. İlköğrenimini Turgutlu’da ,orta ve lise öğr...
1972 yılında İzmir de doğdu.İlk ,orta ,lise ve üniversite eğitimini İzmir d...
Editörün Seçtikleri
Bütçede, müşavirler dışarıda, liyakat ise boşta kaldı...
Bir süre önce vefat eden Gaziemir’in müzik insanı Nusret Taşçı’nın anısına ...
Gaziemir'den Tüm Dünyaya Yerel Haberler. Bizi Aşağıdaki Sosyal Medya Hesaplarından Takip Edebilirsiniz.
Bizi Takip Edin
bettilt giriş
" target="blank">
Genel Başlıklar
Site Haritası

ANASAYFA

Foto Galeri

Video Galeri

Linkler

Künye

İletişim